24.05.2012
23.05.2012
gelsin fotolar
bu iki fotoğraf anneler gününden. kıza benzediği anlardan biri :)
küstüm, oynamıyorum :)
ve kayışlara taarruz başlar :))
küstüm, oynamıyorum :)
ve kayışlara taarruz başlar :))
çünkü hastayım
yazmak istiyorum, yazamıyorum. içimde enerji var, şunu yapsam, şuraya gitsem, şu işi halletsem, gel gör ki vücutta derman yok. kolumu kaldıracak halim yok.
geçen hafta pazartesi gözümde bir ağrı ama dayanılacak gibi değil. pazardan hafif sızlama vardı. pazartesi dayanamadım artık, izin aldım, doktora gittim. gözüm iltahaplanmış, üstüne bir de arpacık çıkmış. akşama doğru şişmeye başladı. salı ise iş yerinde kocasından dayak yemiş geyiklerine maruz kalan bir insandım. ilaçlar şunlar bunlar derken cumaya kadar sol gözüm toparladı. cuma akşamı genzimde bir akıntı, boğazımda bir ağrı allaaah yarabbim. hiç bir şey yutamıyorum, su bile içemiyorum. cumartesi bu sefer kbb yolları taştan. faranjit olmuşum. hadi bu sefer onun ilaçlarını kullanmaya başladım. pazar bir kalktım tüm bunların üstüne bu sefer diğer gözüm kıpkırmızı. acayip moralim bozuldu. biri bitmeden diğeri. bu ne yaa? teker teker gelse amenna. ama bu bir hafta içerisinde süründüm resmen :( en kötüsü de nisan'a yaklaşamıyorum. öpemiyorum. sarılamıyorum. maskeyle geziyorum evin içinde, çocuğa da bulaşmasın diye. nitekim, aldığım önlemler yetmedi sanırım. börülcemin burnu çeşme gibi akıyor. zaten diş çıkarıyor, cuma günü 4 tane aşı oldu, iki gün huzursuzluğu vardı. bir de üstüne nezle amaaaan tam evlere şenlik. neyse ki halsizlik falan yok. aksine dedesinin diş hediyesi hoppalasında zıpzıp zıplıyor. sadece ilk aşı günü ve cumartesi sabahtan pek istemedi oynamak. sonrasında tutabilene aşkolsun. hele şimdi, nezlesi de var ya, o zıpladıkça sümükler ağzına kadar geliyor. burnunu sildirmeyi sevmiyor. okyanus suyu sıkıcaz, sıktırmıyor.
aa bu arada en son tek diş vardı ya geçen hafta çarşamba ikinci dişi de çıktı. bir hafta geçti üzerinden artık iki diş de gözle görülüyor. ilk dişini babam gördü. ilk dişi gören hediye alırmış. babam da gitti hoppala aldı. acayip şirin bişey. oturduğu yerde kendi etrafında dönebiliyor. hoppalanın iki tarafında da oyuncaklar, diş kaşıyıcılar falan var. müzikler var. düğmelere bastıkça değişik değişik müzikler çalıyor. bütün bunların arasında nisan'ın en çok ilgilendiği ne biliyor musunuz? hoppalanın kayışları. ama herşeyin kayışına, kemerine karşı zaafiyeti var çocuğun. oto koltuğunun emniyet kemeri, pusetinin emniyet kemeri, mama sandalyesinin kemeri... daha bağlarken saldırı başlıyor, bağlayınca da emiyor, yalıyor, diş kaşıyor, kemer ağzındayken vırvır söyleniyor. bizim kızımız da böyle :))
neyse, ben iyileşmeye başladım ya, çenem açıldı. bu arada 2 haziranda diş buğdayı partisi yapıcaz bir terslik çıkmazsa. hazırlıklar başlasıııın, yuppiiii :))
geçen hafta pazartesi gözümde bir ağrı ama dayanılacak gibi değil. pazardan hafif sızlama vardı. pazartesi dayanamadım artık, izin aldım, doktora gittim. gözüm iltahaplanmış, üstüne bir de arpacık çıkmış. akşama doğru şişmeye başladı. salı ise iş yerinde kocasından dayak yemiş geyiklerine maruz kalan bir insandım. ilaçlar şunlar bunlar derken cumaya kadar sol gözüm toparladı. cuma akşamı genzimde bir akıntı, boğazımda bir ağrı allaaah yarabbim. hiç bir şey yutamıyorum, su bile içemiyorum. cumartesi bu sefer kbb yolları taştan. faranjit olmuşum. hadi bu sefer onun ilaçlarını kullanmaya başladım. pazar bir kalktım tüm bunların üstüne bu sefer diğer gözüm kıpkırmızı. acayip moralim bozuldu. biri bitmeden diğeri. bu ne yaa? teker teker gelse amenna. ama bu bir hafta içerisinde süründüm resmen :( en kötüsü de nisan'a yaklaşamıyorum. öpemiyorum. sarılamıyorum. maskeyle geziyorum evin içinde, çocuğa da bulaşmasın diye. nitekim, aldığım önlemler yetmedi sanırım. börülcemin burnu çeşme gibi akıyor. zaten diş çıkarıyor, cuma günü 4 tane aşı oldu, iki gün huzursuzluğu vardı. bir de üstüne nezle amaaaan tam evlere şenlik. neyse ki halsizlik falan yok. aksine dedesinin diş hediyesi hoppalasında zıpzıp zıplıyor. sadece ilk aşı günü ve cumartesi sabahtan pek istemedi oynamak. sonrasında tutabilene aşkolsun. hele şimdi, nezlesi de var ya, o zıpladıkça sümükler ağzına kadar geliyor. burnunu sildirmeyi sevmiyor. okyanus suyu sıkıcaz, sıktırmıyor.
aa bu arada en son tek diş vardı ya geçen hafta çarşamba ikinci dişi de çıktı. bir hafta geçti üzerinden artık iki diş de gözle görülüyor. ilk dişini babam gördü. ilk dişi gören hediye alırmış. babam da gitti hoppala aldı. acayip şirin bişey. oturduğu yerde kendi etrafında dönebiliyor. hoppalanın iki tarafında da oyuncaklar, diş kaşıyıcılar falan var. müzikler var. düğmelere bastıkça değişik değişik müzikler çalıyor. bütün bunların arasında nisan'ın en çok ilgilendiği ne biliyor musunuz? hoppalanın kayışları. ama herşeyin kayışına, kemerine karşı zaafiyeti var çocuğun. oto koltuğunun emniyet kemeri, pusetinin emniyet kemeri, mama sandalyesinin kemeri... daha bağlarken saldırı başlıyor, bağlayınca da emiyor, yalıyor, diş kaşıyor, kemer ağzındayken vırvır söyleniyor. bizim kızımız da böyle :))
neyse, ben iyileşmeye başladım ya, çenem açıldı. bu arada 2 haziranda diş buğdayı partisi yapıcaz bir terslik çıkmazsa. hazırlıklar başlasıııın, yuppiiii :))
14.05.2012
tek dişli canevarla anneler günü :)
geçen cuma babamla konuşuyorduk telefonda. bana, sana bir süprizim var deyince, milyon tane olasılık geçti beynimden de bir, nisan'ın diş çıkarabileceği geçmedi. halbu ki doktor geçen gidişimizde şimdilik bir şey yok ama her an herşey olabilir demişti, ben de hazırlıklıydım yani. ama gel gör ki o an aklıma bile gelmedi. neyse, duyunca şaşırdım tabi, ayrıca garip bir duygu oldu içimde. sanki nisan büyümüş koca bir çocuk olmuş, artık bebek değilmiş gibi. telefonu kapatır kapatmaz kocacığımı aradım ona da haber verdim. şirkette önüme gelen herkese söyledim, diş görgüsüzüyüm ben :) eve de ışık hızıyla gittim, meraktan çatlıyordum çünkü. minnoşun dişi patlamış, gözle görülen minnak bir beyaz nokta var ama elimi ağzına sokunca tırtık tırtık geliyor. o kadar çok gözümü korkuttular ki "ayyyy dişler çıkacak daha nihan, allah kolaylık versin artık size", "uykusuz geceler olacak, huyu değişecek, iştahı kesilecek, ishal olacak, zayıflayacak" falan filan. ben de bunları duydukça dua ediyordum, inşallah hafif atlatır diye. diğer dişlerde ne olur bilemiyorum da, ilk dişinde allah'a çok şükür büyük bir sorun yaşamadık. sadece bir gece önce 8'de uyuyacağına 10'da uyudu. hafiften bir huzursuzluk vardı. aklımıza gelmedi diş olabileceği. meğer ondanmış.
kuzucuğun doktor kontrolü vardı cumartesi günü. yoğurt yemeye başlayabilirmiş. bu ay bitiminde de kahvaltıya başlayacakmış. yalnız bir sorunumuz var meyveyi severek yemiyor. muz ve elma rendeleyip yediriyoruz. 7-8 kaşıkta pes ediyor. sebze ile arası iyi. onu affetmiyor da, meyve konusunda bana çekmemiş sanırım. ki ben meyve canavarıyımdır. ama bu gün böyle yarın ne olacağı belli olmaz diye fazla zorlamadan akışına bıraktık.
pazar anneler günüydü. benim ikinci anneler günümdü. her ne kadar birinde karnımda olsa da bence ikincisiydi bu. ama bu sefer ki çok daha başkaydı benim için.elle tutulur bir formdaydı bu sefer bebeğim. geçen sene sadece ultrason fotoğraflarıyla ve karnımdaki kıpırtılarıyla vardı hayatımda. şimdi yanımda, kucağımda, kollarımda, gözümün önünde. hayatımıza girdikten sonra her şey bambaşka hale geldi. artık luli tv seyrediyoruz, banyo kapısına asılı bir bornozumuz daha oldu, meyvelerimi paylaşacağım biri var, ev dalin yumuşatıcı kokuyor, buzdolabımızda anne sütü köşemiz var, biberon kolleksiyonu yaptık... daha bir yığın şey sıralayabiliriz böyle. ama mutluyum kendi adıma. hayatım boyunca kokladığım en güzel kokuya sahip o. hayatım boyunca gördüğüm en güzel gülüşe sahip. hep gülsün istiyorum. onun için temennim bu. hep gülsün, hep mutlu olsun, hep huzurlu olsun, hep güzellikler olsun onun için. biz elimizden geleni yaparız da, hayat bu.. üzmesin onu.
canımın içi kızım. önce babana koca bir teşekkür, senin varlığına sebep ya. sonra sana teşekkür, bana hiç yaşamadığım şeyleri yaşatıyorsun, yüzümü güldürüyorsun. iyi ki varsın nisan'ım :)
kuzucuğun doktor kontrolü vardı cumartesi günü. yoğurt yemeye başlayabilirmiş. bu ay bitiminde de kahvaltıya başlayacakmış. yalnız bir sorunumuz var meyveyi severek yemiyor. muz ve elma rendeleyip yediriyoruz. 7-8 kaşıkta pes ediyor. sebze ile arası iyi. onu affetmiyor da, meyve konusunda bana çekmemiş sanırım. ki ben meyve canavarıyımdır. ama bu gün böyle yarın ne olacağı belli olmaz diye fazla zorlamadan akışına bıraktık.
pazar anneler günüydü. benim ikinci anneler günümdü. her ne kadar birinde karnımda olsa da bence ikincisiydi bu. ama bu sefer ki çok daha başkaydı benim için.elle tutulur bir formdaydı bu sefer bebeğim. geçen sene sadece ultrason fotoğraflarıyla ve karnımdaki kıpırtılarıyla vardı hayatımda. şimdi yanımda, kucağımda, kollarımda, gözümün önünde. hayatımıza girdikten sonra her şey bambaşka hale geldi. artık luli tv seyrediyoruz, banyo kapısına asılı bir bornozumuz daha oldu, meyvelerimi paylaşacağım biri var, ev dalin yumuşatıcı kokuyor, buzdolabımızda anne sütü köşemiz var, biberon kolleksiyonu yaptık... daha bir yığın şey sıralayabiliriz böyle. ama mutluyum kendi adıma. hayatım boyunca kokladığım en güzel kokuya sahip o. hayatım boyunca gördüğüm en güzel gülüşe sahip. hep gülsün istiyorum. onun için temennim bu. hep gülsün, hep mutlu olsun, hep huzurlu olsun, hep güzellikler olsun onun için. biz elimizden geleni yaparız da, hayat bu.. üzmesin onu.
canımın içi kızım. önce babana koca bir teşekkür, senin varlığına sebep ya. sonra sana teşekkür, bana hiç yaşamadığım şeyleri yaşatıyorsun, yüzümü güldürüyorsun. iyi ki varsın nisan'ım :)
10.05.2012
9.05.2012
turşusu çıkan bebek :)
cumartesi kahvaltımızı ettik, nisan'ın karnını doyurduk. uyudu uyandı, kısa taytını giydi peynir bacakları güneşten nasibini alsın diye, haydi hoppa dışarı attık kendimizi. çarşıda oraya git, buraya git, o dükkana gir, ötekinden çık derken bir sürü yeni ciciyle geri dönüyorduk kiii bir baktım yorgun düşmüş, arabada kaykılmış uymak üzere :)
tay parka gittik. çocuklar kudurdu. çimlerde koşturdular. parkta oynadılar.
nisan mı? başta herşey iyiydi. ama saat 19:00 civarı uykusu gelmeye başladı. eziyet dakikaları start aldı. ağlama, zırlama, gözleri kaşıma, esneme. arkadaşlar ve arda alışsın dışarıda uyumaya der. ben o an için uykudan başka bir şeye ihtiyacı olmayan ve henüz 6 aylık bir bebeği bu kadar ağlatmanın, üzmenin bir alemi var mı diye düşünüp dururum. tamam alışmasını ben de istiyorum elbette. ama bir yandan iki gözü iki çeşme ağlayan bir bebek var ortada ve ağlaması huysuzluğundan değil, uykusundan. neyse sonuç; saat 20:00 civarı eve dönüş elbette..
herşeye rağmen arkadaşlarla beraber olmak pahabiçilmez :)
ertesi sabah kahvaltımızı çiğ börekle yapmaya karar verdik. mavişehir'deki borga çiğ börek'e gittik.
klasik kıymalı çiğ böreki hiç kimse Ayfuşum kadar güzel yapamaz..
ama borga'nın mantarlı çiğ böreği denemeye değer.
bu arada ben diyetteyim :))
serseri, saç baş dağılmış :)
saçları düzeltince hanımkız oluyor hemen :)
biz tıkındık, bebeğimizi doyurduk, ne yapalım derken, haydi optimum'a gidelim dedik. pusette uyumaya alışan bebek, araba koltuğunda da uyur değil mi?
optimum'da fotoğraf çekmeyi akıl edemedim. veya dükkanlara bakınmaktan fırsat bulamadım diyelim :)
bize emel'lerden, annemlere aygül ablalardan mama sandalyesi geldi. nisan hanım hemen tahtına çıktı :) gayet memnun hayatından belli oluyor mu? :))
3.05.2012
uykusu gelmiş, karnı aç ama geziyor ya geri kalan her şey teferruat :)
pazar günü demek, babayla kudurmak demek :)
pazar günü demek, babayla gezmek tozmak demek
bostanlı da tur atıldı. sonra inci hala'ya kuzenler buluşması için gidildi.
yorgunluk, uyku ve açlık birleşti. ortaya nur topu gibi bir kriz çıktı.
hemen eve yol alındı. evde uzun zamandır ilk defa kendiliğinden uyuya kaldı.
oyyy kuzum :)
23 Nisan fotoğrafı bu. nisan'ı kanguruda taşıyamıyorum artık. yaşasın puset seven bebekler :)
bu da geçen pazar. pazar günü demek baba demekti değil mi?
baba 1-2-3-4-5 diye sayar, her saydığında bebek kahkahalarla güler.
nesi komik acaba bu sayıların? 6-7-8-9-10'a gülmüyor mesela :)
anasının kızıdır. ilk sahne deneyimidir kendisinin.
pazar günü demek, babayla kudurmak demek :)
pazar günü demek, babayla gezmek tozmak demek
bostanlı da tur atıldı. sonra inci hala'ya kuzenler buluşması için gidildi.
yorgunluk, uyku ve açlık birleşti. ortaya nur topu gibi bir kriz çıktı.
hemen eve yol alındı. evde uzun zamandır ilk defa kendiliğinden uyuya kaldı.
oyyy kuzum :)
23 Nisan fotoğrafı bu. nisan'ı kanguruda taşıyamıyorum artık. yaşasın puset seven bebekler :)
bu da geçen pazar. pazar günü demek baba demekti değil mi?
baba 1-2-3-4-5 diye sayar, her saydığında bebek kahkahalarla güler.
nesi komik acaba bu sayıların? 6-7-8-9-10'a gülmüyor mesela :)
anasının kızıdır. ilk sahne deneyimidir kendisinin.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




