31.01.2012

herkes hasta

geçen hafta bana musallat olan nezle şimdi annemi ve babamı esir almış durumda. evdeki herkesi sıradan geçirmeden yakamızdan düşmesini umut ediyorum. iki gün sürdü benim nezlem iki gün maskeyle gezdim evin içinde. nisan, iki gün boyunca arada sırada eve uğradığımı düşündü bence. çünkü çocukcaaz yüzümde maske varken beni tanımıyordu ve hatta benden tırsıyordu diyebilirim. "benim annecim, bak buradayım " deyip maskeyi çıkardığımda gömü bulmuş gibi seviniyordu yazık yaa :) ben iki günde toparladım da bakalım bizimkilerin durumu ne olacak?
bu gün doktor kontrolü vardı nisan'ın. evden çıkana kadar her şey süperdi. ana kucağında  takılıyordu güzel güzel, oyuncaklarına bakıp kikirdeyip, kendi kendine vırvırvır bişiyler konuşup duruyordu. yine her zaman olduğu gibi evden çıkarken çıldırdı. gidene kadar ağladı. sonra doktorun odasında birden sustu, hatta doktor amcasına bir ara kırıta kırıta güldü bile. fekat benim çocuğumun eserleri belli olmadığından ve uyku tam anlamıyla başına vurduğundan doktordan çıkarken artık ağlamak denmez ya ona, resmen böğürüyordu. neyse alıştık artık hep aynı sendromu yaşıyoruz, gelelim kontrol sonuçlarımıza. iki haftada topu topu 260 gram almış, boyu uzamamış, sadece baş çevresi büyümüş. doktoru sonuçları beğenmeyince haftaya bir daha gelin dedi. tahminimce geçen hafta çok fazla kustu her emdiğini çıkardı diyebilirim. bence sebep bu. bakalım haftaya salıya kadar durumu toparlayıp doktorumuzun gözüne girebilecek miyiz? eve gelene kadar böğürmekten yorgun düşünce emdi ve sızdı kaldı. bu saat oldu (23:27) hala sadece emmek için uyanıyor. babası bu gün istanbul'a gitti ve az önce geldi, bizimki onun bile farkında değil. o derece ağlamış yani :(
cuma günü 3 aylık oluyor minnoşum. 3. ayımızın şerefine fotoğraflar ve yazıyla geri dönücem. coming soon..

28.01.2012

26.01.2012

konakla başımız dertte

yaklaşık 2 hafta önce alnının hemen üstünde saçının başladığı yerde kepeklenme oldu ve gün geçtikçe daha da yayıldı. internetten araştırdım, arkadaşlarıma sordum ne yapayım ne edeyim. herkes aynı şeyi söyledi, zeytinyağı konak için birebirdir diye. iki günde bir zeytinyağı sürüyorum kafasına pamukla. 10-15 dk bekleyip konak tarağıyla tarıyorum. ilk başta kepeklenme gibi olan konak şimdi kabuk kabuk oldu. parça parça ve kabukları kalkan yerler kırmızılaşıyor. tamam zeytinyağı sürüyorum tarıyorum ama gün geçtikçe düzeleceğine daha da kötü oluyormuş gibi geliyor bana. geçen hafta doktoruna gösterdik o da aynı şeyi söyledi zeytinyağı sür tara geçer zamanla dedi. sanki kabuklar kalktıkça canı acırmış gibi geliyor. gerçi tararken ağlamıyor, pek canı yanıyormuş gibi değil ama benim içime sinmiyor ki! konuyla ilgili daha başka tedavi yöntemi bilen var mıııığ?

23.01.2012

beste'nin kardeşi nisan









ailecek 2. durağımız ilkay amcası ve beril teyzesinin eviydi. geçen hafta beste'nin doğum günü için beril'lere gitmiştik ama nisan olmadığı için saylanmadı. bu hafta yine olimpiyatköy yollarına düştük. bu sefer yumurta ziyareti için. amaç sadece yumurta ziyareti değil tabi. benim hedeflerimden biri kısır yemekti. 32 senelik ömrümde hiç bu kadar yemek odaklı yaşamadım ben. doğumdan sonra içimdeki canazor uyandı resmen. emzirdiğim için mi? tüm emziren anneler böyle mi oluyor bilmiyorum ama ben bile kendimde böyle bir yeme potansiyeli olduğunu bilmiyordum. ama işin en güzel yanı ne biliyor musunuz? yiyip kilo almamak. sanırım bu da emzirmekten kaynaklanıyor. sevdim bu işi :)
neyse, beril'lere gitmek için hazırlandık. nisan son anda uyuduğu için evden süper çıktık. araba koltuğuna yatırdık kuşu, yola koyulduk. pazar günü izmir'de mükemmel ötesi bir hava vardı. nisan hanım koltuğunda güneşlendi. tabi bir süre sonra bu kadar huzur fazla geldi ve mızırdanmaya başladı. beril'lere vardığımızda halen daha mızırdanıyordu. karnı acıkmış kuşumun.
beste başta pek ilgilenmedi nisan'la daha sonradan, yavaş yavaş sokulmaya başladı yanına. elini tutmalar, yanağından kesmik almalar, saçını okşamalar :) çok geçmeden yanına yattı "kardeşim o benim" diye sevdi. birlikte poz üstüne poz verdiler fotoğraf makinasına. sonra beste abarttı olayı bebeklerini gösterdi nisan'a, teker teker yanına yatırdı bebeklerini. bizimki uyuyunca hiç hoşuna gitmedi "yaaa uyansın oynıycam ben onunla" dedi. uyanmayınca da umudu kesti yazık :) altını temizledik nisan'ın "ıyyy çok iğrenç altına kakasını yapmış, ben altıma yapmıyorum" dedi. az sonra burnu karıştırırken yakalandı bana. "ıyyy beste çok iğrençsin burnunu karıştırma" dedim. "ama sümüğüm o benim" dedi :) seni de yerim, sümüğünü de yerim çocuk! küçük kurbaaam benim!
bütün hafta hayalini kurduğum kısırımı yedim, nisan'ı ablalarından biriyle daha tanıştırdım, sevgili arkadaşlarımla beraberdim, yumurtalarımızı da kaptık :) daha ne bekleyebilirim ki bir hafta sonundan. pek mutlu bir pazar günüydü, umarım bu haftamız da böyle geçer...

21.01.2012

19.01.2012

emzik alıştırmaları part1

daha önce ıtır'ımla konuşmuştuk bu emzik konusunu. sakinleştirici özelliği olduğunu ve ağlama krizlerinden bu şekilde kurtulabileceğimizi. denedim daha önce ama olmadı bir türlü. daha doğrusu bir iki denedim, bizimki tükürünce çok da fazla üzerine düşmedim doğrusu. dün mine'yle de aynı konu üzerine konuştuk. mutlaka alıştırmalısın, can kurtaranın olur o senin dedi. ve bu sefer kararım karar dedim işe koyuldum. ya, bizimki bilmiyor bu işi, her memeyi anne memesi zannediyor. benim mememi emerken ağzını kocaman açıp allah allah sesleriyle saldırıyor normalde ya, bunu da öyle zannetti herhalde saftoş. aa baktı süt müt gelmiyor tükürdü. o tükürdü ben ağzına tıktım. hiç hoşlanmadı bu işten. bir kaç kusar gibi yaptı, bana yediremeyince, en sonunda cok cok emmeye başladı. en azından bir süre emip, tükürüyor şimdi. denediğim meme silikondu, aceba silikondan mı hoşlanmadı kauçuk mu alsam ki diye düşünüyordum. anne memesine daha yakın bir hissiyat veriyormuş diye aldım ama onda da aynı terane. inşallah en kısa sürede alışır şu emzik olayına. ama cidden çok kararlıyım bu sefer. kussa da, öğürse de bu iş olacak.

hafta başından beri neler yaptık? kısa kısa özet geçiyorum. pazartesi hijyen ötesi bir gündü. üç koldan evi temizledik. nisan için sakin bir gündü.
salı sabahına nisan'ın kusmukları eşliğinde merhaba dedik. pek hoş bir başlangıç değil tabi. salı günü rutin muayenesi vardı kuşumun, doktoruna gittik. giderken de ilk defa kangurusunu kullandım. süper bir şeymiş, bayıldım. hiç çıkarasım gelmedi hatta bir ara evde bile bununla dolaşabilirim diye düşünmedim değil yani :) neyse, doktor muayenesi iyi geçti. balkabağımın gelişimi gayet iyiymiş. doktorundan bir aferin aldık. doktordan çıktıktan sonra halamıza gittik. halamız bizim için damat paçası diye leziz ötesi bir şey yapmış, ayrıca kısır yapmış. büyük bir zevkle mideye indirdik. salı gecemiz biraz zor geçti. nisan'ın biraz uykusal problemi vardı.
çarşamba hakikaten zor günlerden biriydi. çok fazla ağladı. çok fazla kustu. sab simpleks'i bırakma kararımın yanlış olduğuna karar verdim. daha erkenmiş bunu anlamış oldum. çocuğun bünyesine daha fazla ilaç yüklemesi yapmanın bir anlamı yok, nasılsa gaz problemi de kalmadı diyordum ama gaz problemi devam ediyormuş. yaklaşık bir hafta önce sab'ı azaltmaya başlamış, iki gün önce de tamamen bitirmiştim. anlam veremediğim ağlamaları, bu gün bunu düşününce anlam kazandı. tekrardan sab'a başladık. hadi hayırlısı.
perşembe, bir gün önceye göre çok daha iyiydi. bunu fırsat bilip çarşıda birkaç işimiz vardı, annemle çarşıya gittik. acayip bir soğuk vardı, ev sıcacık olduğu için dışarının bu kadar soğuk olabileceğini tahmin edemedik. iki saftirik, atkısız beresiz cıscıbıldak çıktık. kıçımız donarak eve döndük. eve döner dönmez de bizim su kurbağasını yıkadık. bu gün de bir ilki gerçekleştirdik, filesinde yatarak yıkandı nisan hanım. çarşamba günü kendi evimizde duran salıncağını getirdik annemlere. bu gün onu çalıştırmayı başardık ve bomba oldu. çok güzel oyalanıyor salıncağında. gecesinde uyumamak için yine direndi. sinek siklet nisan, ağır siklet reyhan'a karşı! tabi ki maç nisan'ın nakavt olmasıyla sonlandı. annaneye alkışlaaar :)
ve bu gün sabah iyi uyandık. evdeki her işimizi toparlayıp, bir yığın süt sağıp, nisan'ı dedeyle halaya emanet edip, annemle kemeraltı'na gittik. nisan'a gelen bir hediye vardı önce onu değiştirdik, biraz gezdik alışveriş yaptık. ancak kızım ciddi ciddi burnumda tüttü, daha fazla oyalanmadan eve döndük. birbirimize kavuşmanın huzuruyla, kuzucuk güzel güzel karnını doyurdu ve mışıl mışıl uyudu.

gecikmeli bir yazı oldu biliyorum şekerim. bir daha arayı bu kadar uzatmayacağıma söz, satırlarıma burada son veriyorum :)

16.01.2012

şenlikli aşı günü, huzurlu hafta sonu














cuma günü aşı günümüzdü. üçü de iğne olan 5'li karma, verem ve konjuge pnömokok aşıları yapıldı kuzucuğa. cuma sabahtan bir heyecan aldı beni ilk defa bu kadar ağır aşıları bir arada olacak diye. ayrıca daha önceden ateşi çıkabilir dedikleri için yusuflar birkaç gün önceden beni ziyarete geldiler :) kahvaltı faslı falan derken aile hekimliğinden hemşire aradı aşınız var bu gün unutmayın diye. hiç unutur muyum? hafta başından beri bununla yatıp bununla kalkıyoruz. evdeki herkes birbirini dürtüklüyor cuma aşı var unutmayalım diye. ben zaten iğneden tırsarım, her allahın günü dürtüklene dürtüklene içime fenalıklar geldi tabi.
neyse, hemşire annemle konuştu ve anneme göre 13:30'u geçirmeyin demiş. ama aslında öyle dememiş. biz tabi kalktık 13:00'de aile hekimliğine gittik. (gidene kadar kıyamet koptu. nisan'ın enteresan bir sokağa çıkma fobisi var. ne zaman çıkmak için hazırlık yapmaya başlasak çocuk başlıyor zırlamaya, ama ne zırlamak!) hemşire odasına girdik, ortalıklarda kimsecikler yok. oradaki suratsız kadın hülya hemşire 13:30'dan sonra gelecek dedi. "ya ama bize 13:30'u geçirmeyin dedi hemşire" dedik. yok öyle bişey dedi tabi. biz saat 13:30'a kadar odada bekledik. nisan orada da bir şansını denemek istedi, fekat emzirdim salladım falan krizi atlattık. derken hemşire geldi. boyuna, kilosuna baktı, şöyle genel olarak bir kontrol etti. tamam her şey normal hadi sol kolunu açın bebeğin dedi. az sonra başına geleceklerden habersiz balkabağının kolunu açtım ve ben dayanamam deyiiip odadan sıvıştım. bir kaç saniye sonra bütün sağlık ocağını saran bir çığlık yükseldi. anaaaam bitti herhalde dedim, içeri girdim daha sadece birini yapmışlar. şimdi de bacaklarını açın dedi hemşire. bacaklarını açtık bu sefer. ben yine odadan sıvıştım. yine çığlık.. içeri girdim minik kuzuyu kucakladım hemen. buradan sonrası hiiiç ama hiç düşündüğüm gibi olmadı. kucağıma alınca sustu, eve gittik keyifli keyifli. eve gider gitmez hemen calpol verdik. yüzünü ekşite ekşite içti ama yine de sesi çıkmadı. halam geldi yine keyfi yerindeydi. güldü, agular gugular yaptı. ateşini kontrol ediyoruz sürekli. bir problem yok, allah allah falan diyorum kendi kendime. gece uyumamak için epey direndi, ateş yok ağlama yok ama bir sıkıntısı var belli. bir süre direnişten sonra ısrarlı sallamalarımız sonucu biz galip geldik ve sızdı. sabaha kadar bir sıkıntı yaşamadık. yalnız sabah erken uyandı, hafiften huysuzluğu vardı. kustu. alnına baktım hafiften sıcaklık var. totosundan ateşine baktık. ateşi 37.8 di bir kaşık calpol verdik. yarım saate kadar toparladı, tekrardan keyfi yerine geldi. cumartesi gününü de böyle sorunsuz atlattık. pazar sabahı ise gerçekten bir huzur dalgası vardı evde. sabah nisan'ı aldım arda'nın yanına gittik. babasının yanına yatırdım kuzuyu ve bolbol fotoğraflarını çektim. yaklaşık bir buçuk saat yanyana uyudular, pazar keyfi yaptılar :) kahvaltımızı yaptıktan sonra nisan'ı annanesi ve dedesine emanet edip, beste'min doğum günü kutlaması için beril'lere gittik. birkaç saat onlarda takılıp, hasret giderdikten sonra kızımızdan daha fazla uzak kalmaya dayanamayıp eve döndük.
kabus gibi geçeceğini düşünürken, benim minik kızım bizi çoook şaşırtıp, arıza çıkarmadan aşı sonrası sendromunu atlattı ve büyük bir aferini hak etti bence :)

13.01.2012

















banyo sonrası halimiz budur.
saç tasarım bana ait.
ağızdan çıkan baloncukları gördünüz mü?