deneyimli annelerin bloglarından bir alıntı yazı paylaşıyorum. ne yapmalı, ne etmeli?
Çocuğunuzun 2 yaş
sendromunu nasıl en az zararla atlatabilirsiniz?
* Öncelikle
çocuğunuzun davranışlarında mantık aramayı bırakın çünkü ne kadar ararsanız
arayın, bulamayacaksınız! Şu anda çocuğunuz duygularıyla davranıyor, mantığıyla
değil. Sakin olun ve her bir öfke nöbetinin nasıl patlak verdiğini anlamaya
çalışın. Bu bir sonrakini önlemenize yardım edecektir.
* Dışarı çıkmadan önce
ona neler yaşayacağınızı ayrıntılarıyla anlatın ve beraber nasıl davranacağınıza
karar verin. Mesela “Bugün İstinye park’a gideceğiz. Biraz dolaşacağız, sana da
oyuncakçıdan ufak bir araba alırız sen onunla oynarken ben işlerimi
halledeceğim. Eğer başka bir şey için kendini yerlere atıp beni üzersen hemen
oradan ayrılacağız ve uzun bir süre oraya tekrar gitmeyeceğiz” gibi. Çocuklar
neler olacağını bildikleri zaman kendilerini güvende hissediyorlar.
* Onun
uykusuz ve aç olmamasına dikkat edin. Bu çocuklarda ve bebeklerde her zaman
dikkat etmeniz gereken bir şey zaten ama özellikle 2 yaş sendromunda aç ve
uykusuz olduklarında davranışları çok değişiyor. Yanınıza onu oyalayabilecek
sağlıklı atıştırmalıklar alın. Kesilmiş havuç, meyve veya salatalık, evde
yapılmış poğaça veya minik kavanozlarda ev yapımı çorba. Ben 3-4 yaşına kadar
çocuklarıma dışarıda pek yemek yedirmedim. Her zaman yanımda sağlıklı kıymalı
sebze yemeğim olurdu. Minik kavanozunu çıkarır verirdim onlara. Sonra da bir
kavanoz ev yapımı yoğurtla tamamlardık öğünü. Şimdi de dışarıda sadece güvenilir
bulduğumuz yerlerden iyi pişmiş köfte ve pilav yediririz onlara. Yanında da
ayran. Hiçbir zaman fast-food yemediler. Dışarı çıkma saatlerimizi de uykularına
göre ayarlardım. Alper bebek arabasında güzel uyurdu. Uyurken de ben gezerdim
rahat rahat. Hayatınızı onların düzenine uydurunca sizi daha az üzerek
büyüyorlar inanın. Alper uykusunu alsın diye eve az kala uyuya kalan Alper ile
arabada onun uyanmasını beklediğim çok olmuştur.
* Şekerli ve paketlenmiş
ürünler hiç yemediler küçükken. Şekerin, özellikle de paketlenmiş ürünlerin
içindeki katkı maddelerinin çocukları çok kötü etkilediğini düşünüyorum. Onlara
ağır geliyor bence o maddeler ve vücutları kaldıramıyor. Şeker, abur-cubur yiyen
ve sonra yerinde duramayan çocuklara çok rastlıyorum. Siz de vermeyin bu
ürünleri. Şekeri meyveden ve sizin evde yaptığınız sütlü tatlılardan alsınlar
sadece.
* Çocukların aşırı tepkilerini ve öfke nöbetlerini biraz görmezden
gelin. Salonda nedensiz yere deli gibi ağlıyorsa bırakın onu orada mutfağa
geçin, çıkarken de “sakinleşince yanıma gelirsin canım” deyin. Bazen sadece ilgi
çekmek için yapıyorlar ve sizi deniyorlar. Oyuncak dükkanında istediği oyuncağı
almadığımda kendini yerlere atmaya hazırlanan oğluma: “ben gidiyorum sen
istersen gel istersen kal” derdim ve dışarı yürümeye başlardım ama tabii gözüm
ondaydı. Genellikle biraz sonra gelirdi. Tabii hiçbir zaman yalnız bırakmayın ve
güvende olduğundan emin olun.
* Çocuklarla ilgili her sorunda olduğu gibi
bunda da kararlı olmanız ve geri adım atmamanız anahtar nokta. Çocuğunuza
“oyuncakçıda olay çıkartırsan hemen eve gideceğiz” deyip olay çıkarttığında ona
istediği oyuncağı alıp gezmeye devam ederseniz çocuk şunu öğrenir; ‘yeterince
ağlarsam ve annemi rahatsız edersem, istediğimi elde ederim.’ Bu dersi öğrenirse
unutması çok zor olur. Bu nedenle hata yapmayın. Bir tehdit savurduysanız onu
yerine getirin ki bir sonraki tehdidinizin hükmü olsun.
* Çocuğunuza iyi
davrandığı zamanlarda ona çok sevgi göstererek ve istediklerini yaparak onu
ödüllendirin. Kötü davrandığı zamanlarda ise istediklerini yapmayın. Ağlayınca
istediği olmasın, davranması gerektiği gibi davranınca istediği olsun. Mesela
ağlıyor bir şey için, o şeyi kesinlikle yapmayın. Biraz sonra sıkılıp sustuğu
zaman “sakinleştin mi tamam hadi o zaman şimdi ...yı yapalım” deyin. Çocuklar
hemen öğrenirler ne yapınca ne olduğunu merak etmeyin.
* Ağlamaya ve
bağırmaya başladığında duymuyormuş gibi yapın. Dikkatini başka tarafa çekmeye
çalışın. Mesela “aa bak şu binayı görmüş müydün? Yoksa o balkonda renkli bir kuş
mu var?” veya “sanki şu tarafta bir palyaço gördüm hadi oraya doğru gidip
bakalım” Gerisi sizin yaratıcılığınıza kalmış. Komik duruma düştüğünüzü
düşünebilirsiniz ama inanın yerde debelenen bir çocuğun tepesinde durmaktan daha
iyidir. Dikkatini başka yöne çekmeyi ilerleyen yaşlarda da başarıyla
kullanabilirsiniz.
* Çocuğunuzla her konuda kavga etmeyin. Sadece önemli
konularda kızın, mesela vurmak, kötü laf söylemek, kendini tehlikeye atmak gibi
durumlara saklayın öfkenizi. Her şeye hayır demeyin. O zaman hayır kelimesi onlar
için önemini yitiriyor. Negatif değil pozitif olsun konuşmalarınız.
Eleştirileriniz davranışa olsun, çocuklarınızın kişiliğine değil. Mesela
“Aptalsın sen nasıl olur da kardeşine vurursun” yerine “ kardeşine vurmak güzel
bir davranış değildi ve kabul edilemez” deyin. Sakin olun ve çocuğunuzla iktidar
savaşına girmeyin. Ona karşı agresif davranışlarınız olursa bu sadece çocuğunuzu
daha da kızdıracak ve olayın boyutunu arttıracaktır.
bir yazı daha..
Bu asabi veletlerle nasıl baş edeceğiz?
Soğuk kanlılığınızı koruyun. İlk zamanlar şaşırıp
kızacaksınız. O kendini yerden yere atmaya başladığında sinirlerinize hakim
olmakta zorlanabilirsiniz. Sakin olun. Ciddiyim sakin olun. Ona biraz zaman
verin. Biraz tepinsin, ağlasın ardından ona yaklaşın ve
¨seni anlıyorum¨
diyerek kucağınıza alın veya onunla aynı göz hizasına gelmeye çalışın.
Vurmaya, ağlamaya, tekmelemeye bile devam ediyor olabilir. Siz de içinizden 10′a
kadar sayın bu arada. Sonra da kucakladığınız gibi ortam değiştirin ya da
ilgisini gerçekten çekeceğini düşündüğünüz bir şey gösterin. İşe yarıyor. Eğer
ki az çok konuşabiliyor ve sizin söylediklerinizi anlıyorsa da ¨Ağladığın için
ne dediğini anlayamıyorum. Lütfen sakinleş ve güzel güzel anlat ne istediğini¨
demeyi deneyin. Bizde her seferinde ama her seferinde işe yarıyor. Sakinleşiyor,
ağlamayı kesiyor ve ne istediğini anlatıyor. Tüm bu anlattıklarımda ki kilit
nokta
sizin sakin, yumuşak ve kararlı bir tutum içerisinde
olmanız.
Siz yetişkinsiniz, karşınızdaki ise bir çocuk. 2 yaşında yeni yeni
kendini ifade etmeye başlamış bir küçük çocuk. İstemediği bir şey
olduğunda bildiği tüm dünyası başına yıkılır onun. Derdini de anlatamaz daha da
sinirlenir. Sendromun etkileri çocuktan çocuğa değişebiliyor. Bazılar ciddi
anlamda zapt edilmesi güç hale gelebiliyor, kimi de daha kolay ikna edilebilir
şekilde oluyor. Sonuçta hepsi bir şekilde bunları geçiriyor. Çocuğun ve
dolayısıyla ailenin bu kriz dönemini nasıl geçireceği çocuktan çok anneye bağlı.
Durumu kabullenen ve karşısındakinin minicik bir insan olduğunu hatırlayanlar 1-
0 önde oluyorlar.
Stres tetikleyicileri ortadan kaldırın. Örneğin dışarıda
geziyorsunuz. Açlık hissettiğinde ciddi anlamda huysuzlaşıyor sa acil durumlar
için yanınızda mutlaka atıştırmalık bir şeyler bulundurun. En sevdiği
oyuncaklarını her yere taşıyın.
Bağırmayan anne nasıl olacağız?
Zaten bütün konu da bu. Kendimize hakim olmak. Karşınızdaki söz dinlemeyen, ¨yapma¨
dediğiniz halde gözünüzün içine baka baka yapan, her lafınıza karşılık
¨hayır¨diyen, istemediği bir şey olduğunda kendini yerden yere atmaya hazırlanan
biri var. İlk olayda sakinliğinizi koruyabiliyorsunuz ama akşam olduğunda siz de
yeteri kadar elektrik yüklenmiş oluyorsunuz ve ciddi anlamda kavga(!) çıkıyor
aranızda. O ¨hayır¨dedikçe siz de sesinizi yükseltmeye başlıyorsunuz. Öyle anlar
oluyor ki ¨Ne halin varsa gör, ben gidiyorum¨ deme cür'etini bile
gösteriyorsunuz. Oysa düşünün o 2 yaşında. Yeni yeni konuşuyor. İki üç kelimelik
cümleleri ancak kurabiliyor. Kafasından geçen bir sürü fikir var. Doğruyu
yanlışı bilmiyor. Umurunda da değil, bildiği tek şey kendi ihtiyaçları ve onları
elde edene kadar da her yolu denemeye hazır. Bağırmamak çok zor. Hele ki 7×24
çocuğuyla ilgilenen kadınlar için. Benim yardımcım da var, evdeki en büyük
sorumluluğum Koray. Bir de evin tüm işini çocukla birlikte üstelenen kadınlar
var ki onların hayatlarındaki kaosu tahmin bile edemiyorum. Ama dediğim gibi
sorun varsa bu bizden kaynaklanıyor olacaktır.
Eğer ki çocuğunuzu yarım saat bile bırakabileceğiniz bir fırsat varsa sakın
kaçırmayın. Onu başınızdan attığınızı düşünmeyin. Kısa bir süre de olsa çocuktan
fiziken ayrı kalmak size iyi gelecektir. Elbette aklınız onda olacaktır ama hiç
değilse ¨yapma, etme¨ diye bağırmayacaksınız.
Siz bağırdıkça onun daha
büyük bir stres yaşadığını unutmayın. Kendi sıkıntısı üzerine bir de
sizden gelene katlanmak zorunda kalacak. Bunu da aklınızın bir köşesine
yerleştirin.
Bağırmanın doğru bir hareket olduğunu da çocuklarımızdan bizden öğreniyor.
Bunu biliyorum. Siz sakinliğinizi korumaya başladıktan bir süre anlıyorsunuz ki
çocuk da sakinleşiyor.
Kural kuraldır
Bu kriz dönemlerinde sussun, diye çoğu şeye göz yumuyoruz ama bazı durumlar
var ki asla kabul edilemez. Özellikle de can güvenliği ile ilgili konular.
Arabadasınız ve yine bir ağlama noktası. Kendi koltuğunda oturmak istemiyor ve
morarana kadar ağlıyor. Kucak istiyor. Bu kabul edilemez. Lütfen bebeğinizi,
çocuğunuzu arabada kucağınıza almayın. Ne olursa olsun. Arabayı sağa çekip biraz
sakinleşmesini sağlayın ama daha fazlasını yapmayın. Araba koltuğunda oturmak
bir can güvenliği kuralıdır ve hiçbir zaman delinmemelidir. Ya da pusette durmak
istemiyor. Siz de kucağına aldınız. Bundan sonraki çoğu seferde aynı taktiği
uygulayıp günü sizin kollarınızda geçirmeye çalışacaktır. Çocukla sokakta güzel
ve rahat vakit geçirmenin ilk kuralı pusette oturtabilmektir. Pusette oturmak
istemeyip ağlamaya başladığı nadir zamanlarda Koray’ı nispeten kalabalık olmayan
bir yere götürüp kendi kendine sakinleşmesini bekledim. O arada ilgisini çekecek
oyuncaklar da verdim. Puset, hem sizin hem de onun için rahatlık demektir.
Ya da ev içindeki bazı kurallar. Yemek yerken TV seyrettirmiyor sanız hiç bir
zaman izin vermeyin. Bu tip kural bozmaların tek seferi yoktur. Bir kere yapıldı
mı her zaman yapılabilirdir çocuklar için. O yüzden kuralları belirleyin ve ne
kadar zor olursa olsun vazgeçmeyin uygulamaktan. Zaten bunlarında çok olmaması
gerekiyor.
şimdi de muhteşem insan Harvey Karp ne diyor, ona bakalım
Tüm çocuklar huysuzluk nöbetleri geçirir; bu normaldir! … çocuğunuzun sorunlu
olduğunu veya ebeveyn olarak hata yaptığınızı düşünmemelisiniz.
Engelleme stratejileri: [Çocuğunuza] … gün içinde bol bol
zaman ayırın, onu açık havaya çıkarın, iyi uyumasını ve beslenmesini sağlayın,
övün, …, onunla sabır ve güven egzersizleri yapın. Her gün onu neler beklediğini
çocuğunuza önceden anlatın ve bunlarla ilgili tutarlı kurallar koyun.
Kontrol altına alma stratejileri: Eğer çocuğunuzun
sinirlendiğini fark ederseniz, büyük ölçekli bir huysuzluk nöbeti yaşamasını
önlemek için, Fast-Food Kuralını ve Yumurcak-ça’yı kullanarak duygularını
dillendirmeye başlayın. [Bunların ne olduğunu
kitapta anlatıyor]
…
Çocuğunuzu telkin etmeyi ve onun dikkatini
dağıtmayı tamamen sakinleştikten sonraya bırakın. Çocuğunuz eski haline
döndükten sonra sıra size gelmiş demektir. İki tarafın da
kazanacağı bir çözün bulmaya çalışın: “Kurabiye mi istiyorsun? Hadi yemekten
sonra yemek için iki kurabiye alalım” deyin.
Hiçbir şey işe yaramadığında: Eğer görmezden gelmek işe
yaramıyorsa, çocuğunuz yıkıcı ve agresif hale geldiyse, kontrolü ele almanız
gerekiyor demektir. Ona arkadan sarılıp (kollarını sabitleyerek), kulağına her
şeyin yoluna gireceğini ve onu sevdiğinizi fısıldayabilirsiniz. Eğer hala
direniyorsa mola vakti gelmiş demektir.
…
Sokakta yaşanan huysuzluk nöbetleri daha da zordur, çünkü yabancıların
yanında meydana gelirler. … Süpermarkette ya da sokakta bu tip olaylar
yaşamamanın anahtarı önceden plan yapmaktır. Eğer mümkünse uyku ve yemek
saatlerini atlamayacak şekilde dışarı çıkın. Gezilerinizin kısa ve planlı
olmasına özen gösterin. Bir kerede en fazla bir-iki iş yapın. … Çocuğunuzla
beraber dışarı çıktığınızda yanınızda daima atıştıracak bir şeyler olmasına ve
onu oyalayacak yapıştırma, boya, kağıt-kalem olmasına özen
gösterin.