efenim 2 yaş sendromu dalgalanmaları yaşadığımız ve nisan'ın huysuzluklarının tavan yaptığını gördüğümüz için bu günkü konumuz, 2 yaş sendromu. ha! şöyle bir şey de var, nisan çok şükür ki anlatılanlar ve okuduklarım ve gördüklerim kadar zirvede yaşamıyor bu sendromu. bizde durum daha çok,
-nisan! hadi gel banyo yapalım!
-hayıv, yapmayalım
-annecim, terlemişsin üstünü değiştirelim!
-teylemedim, diiiştirme!
-kuzusu! sana şu kitabı okuyayım mı?
-hayıv okuma!
-peki bunu okuyayım mı?
-hayıv, beeeenmedim! bunu oku (ilk göserdiğim kitabı gösterir)
-bebeğim, sana makarna yapayım mı?
-hayıv, yapma....... yap
-hadi gel yemek koydum
-ben yicem!
-nisancım, kaşığı nasıl tutman gerektiğini göstereyim.
-gösteeeme, ben yicem!
-beni bir kere öpsene
-öpmicem
-sarılsana
-sayılmıcam
-iyi ben de sana sarılmayacağım zaten
-sayılcam :))
-öpmek istemiyorum seni, sen de beni öpme
-öpüceeeeeeem :)))
yaa, işte bizde durumlar böyle. ne söylesek tersini söylüyor. her şeyi kendi başına yapmak istiyor. babasına sürekli git, gelme diyor. canım sevgilim elbette buna çok üzülüyor. ben bu duruma daha çok üzülüyorum. nisan bana inanılmaz düşkün. bazı geceler kucağımda uyumak istiyor. mesela, bu sabah saat 5'te uyandı ve anne kucak diye tutturdu. kucağıma yattı, dakikalarca öyle kaldı. benden ayrılmak zor geliyor ona, elbette ki bana da. ama allah'tan artık, "nisan'cım ben şimdi işe gideceğim, akşam geleceğim tamam mı annecim?" diye sorduğumda,"tamam" diyor ve arıza çıkarmıyor. sanırım artık akşamları döneceğime güveniyor. anneye güvenli bağlanma mevzusu var ya, tam da bu işte. bebekler, anneleri gözlerinin önünden bir dakikalığına bile kaybolsa, anneleri bir daha gelmeyecek diye düşünürlermiş ve bu onları ciddi bir bunalıma itermiş. anneye güvenli bağlanma ve ebeveynlerin çocuk üzerinde bir güven duygusu oluşturması çok önemliymiş. sanırım biz bunu başardık. bana güveniyor ki akşama geleceğimi, ona vakit ayıracağımı, oyun oynayacağımızı, onu güldüreceğimi, eğleneceğimizi biliyor ve arıza çıkarmıyor. gerçekten de eve döndüğümüzde eğer çok acil yapılması gereken ev işim yoksa, zamanımı ona ayırıyorum, ona yoğunlaşıyorum. sürekli kafamı ay şu aktiviteyi mi yapsak, ay acaba bugün çocuğuma ne öğretsem diye yormuyorum. çünkü ne yaparsak yapalım, önce onun eğlenmesi ve birlikte geçirdiğimiz zamandan keyif alması önemli. mesela, annemlerden nisan'ı alıp eve gidene kadar, yolumuzun üzerindeki ağaçlara dokunuyoruz, çiçeklerin renkleri hakkında konuşuyoruz, bulutları tutup tutamayacağımız hakkında soru soruyor bana. kedi görüyoruz mesela, onu sevmek için duruyoruz. trafik lambalarındaki kırmızı ve yeşil adamı anlatıyorum ona. evde saklambaç oynuyoruz, ben ona makarna yapıyorum, o da kendi oyuncak tenceresini alıyor, yemek pişiriyor. kitap okuyoruz, sıkılıyor, bir başkasını okuyoruz.
bu dönemi onun için de bizim için de zorlaştırmadan geçirmek için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. benim de elbette sabrımın taştığı zamanlar oluyor. bağırdığım ve sonra milyon defa pişman olduğum zamanlar. ama pişman olsam da asla kızdığım şeyle ilgili ödün vermiyorum. biraz yumuşasam tekrar tekrar yapıyor aynı şeyi. ödün vermesem de şansını deniyor ama en azından kızıyor olduğumu ve tavrımın ciddi olduğunu bildiğinde çok da fazla üstelemiyor. bazen onu yalnız bırakmaya çalışıyorum, çünkü tüm gün yeterince gözetim altında olduğundan onun da özgür bir alana, özgür bir zamana ihtiyacı olur diye düşünüyorum. o beni yanında istediğinde zaten "ninoooooooo!" diye sesleniyor :)
ama yine de zor bir dönemden geçiyor, yığınla bilgi aldım, yığınla yazı okudum bununla ilgili. eskiden büyüklerin "ayyyy, bu çocuğa ne olmuş böyle? çok şımarmış, hiç böyle değildi" dedikleri şey işte bu sendrom. yani eğer, eskiden yoktu böyle şeyler, yeni yeni şeyler duyuyoruz diyorsanız, çocuklarınızın o yaşlarını bir anımsamaya çalışın. etrafınızdakilerin, belki de sizin bile söylediğiniz, "bu çocuk çok şımardı, hiç böyle değildi. bir anda huyu değişti" dediğiniz dönem, tam da bu döneme denk gelecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder