28.12.2011

melis'in ağrıyan karnı :)

dün akşam ıtır&melis ikilisi bizdeydi. melis'in yeni şarkıları, ata bincem diyip bozuk paraları iç etme çabaları, hayali ice cream'i, nisan bebek'i... süpersin melissimo! kızım da sana benzer umarım :) ama en bombası ıtır nisanı kucağına aldığında, karnı ağrıyan melis'in masanın altına girip ağlamasıydı. kıyamam senin göz yaşlarına ben :) o sebeple haydi hep berabeeer!
MELİS SEN BİZİM HER ŞEYİMİZSİN!!!

doğum fotoğraflarımız

doğum fotoğraflarımızı görmeyen kalmasıııııınnnn :)


25.12.2011

totoya atılan fitil






cumartesi sabahtan biraz keyifsizliği vardı, mızıldanıyordu. akşam saatlerinde işin şekli değişti emdiğini kustu, emdiğini kustu. kustuğu için ağladı, kusup aç kaldığı için ağladı, emzirmeye çalıştım ağladı, kaka yaparken ağladı, altını çığlıkları eşliğinde değiştirebildim:( iki kere ağlarken katıldı. gece uykusu da çok muhteşem değildi. pazar sabah erkenden emzirdim, onu da kusunca doktorunu aradık. doktoru bir fitil bir de damla verdi. eğer daha da kötüleşirse tekrar konuşalım dedi. hemen gidildi ilaçlar alındı. cesur yürek baba o minnak totoya fitili atmak için gönüllü oldu ve yarım saat bile geçmeden nisan uykuya daldı. tüm gün uyudu, emdi. fazla bir problem yaşamadık. akşam olduğunda yine emdiğini çıkardı, ağladı durdu. gece uykusundan da ağlayarak uyandı bir iki kez. ama bu sabah gözle görülür daha iyi. umarım günün geri kalanını daha da iyi geçiririz. ömrünün ilk soğuk algınlığını da böylece atlatmış olur balkabağım..
dünden ve bugünden fotoğraflarla bir soğuk algınlığı belgeseli hizmetinizde efenim :)

24.12.2011

bebek yok'muş gibi'







bir kere olduktan sonra asla 'mış gibi' yapamıyosun arkadaşım.
şöyle gireyim konuya. bizim şirketin yılbaşı yemeğine davetliydik. geçen hafta haberi geldi ve annemle halamın desteği ile yemeğe katılmaya karar verdik. buraya kadar her şey güzel evet. "ne giysem acaba? doğum kilolarından kurtulduk ama eski elbiselerden birine sığabilir miyim ki? saçlarıma bi fön çektiririm uğraşmaya gerek yok, arda da erken gelse bari" diyen iç sesimle durum değerlendirmesi yaparken, yemekten bir gün önce şirketten eceto'yla telefonlaştık. laf arasında şirketin gripten kırıldığını öğrenince benim hastalıklı beynim oscar'a aday olabilecek senaryoları yazmaya başladı tabi. ben birinden kapıcam, ben kapmasam arda yüzde bin beş yüz kapar zaten. hıh! al sana hasta bebek. hiç hastalanmadı ki bu çocuk, ben ne yapacağımı bilmiyorum. ateşi çıkacak kesin, burnu falan akıcak. hıkk de annecim! hınkır çocuuum, çıkmıyo sümük!
deriiiin bir nefes al kendine gel! arda'yı aramalıyım dedim hemen. neyse ki sevgilim de benimle paralel bir hastalıklı beyine sahip. ortak kararımız "evet, gitmiycez!" hemen eceto'ya haber verildi fakat o gece nisan'a bakmak için anneme yardım edeceğini söyleyen halama haber verilmedi.
şimdi gelelim dün geceye. dün gece yaymış oturuyoken kapı çaldı. aaa baktık halam! "ben nisan'a bakmaya geldim siz gitmiyor musunuz" dedi. durumu anlattık. "ee ama ben geldim, o zaman siz de başka bi yere gidin eğlenin karı koca" dedi. "aha dedik süper fikir" hemen hazırlıklarımızı yaptık, nisan'ı öptük kokladık ve çıktık aylar sonra alsancak'a yol aldık. bir kordon turu arkasından equador'a girmeye karar verdik. oturduk masamıza, sipariş bile vermeden ilk iş telefon çıktı meydana. evdeki bebek bakıcıları arar ya hani :) ardından fotoğraf makinası çıktı, açıldı ve sabah çekilmiş nisan resimlerine bakılmaya başlandı. arada bir sahnedekilere eşlik edildi. konu yine nisan'a döndü. en sonunda arda "özledin mi kızını?" dedi. "evet" dedim. "ne zaman istersen kalkalım, ben de özledim" dedi. " "iyi kalkalım o zaman birazdan" dedim. biraz daha müzik dinleyip, keyiflenip kalktık.
neymiş; bir bebek dünyaya getirdiysen yok'muş gibi' davranamıyormuşsun. onun varlığından önce sana ait ne kadar alışkanlığın, yapmaktan hoşlandığın şey varsa dünyaya gelişiyle alt üst oluyormuş. hayatın tamamıyla onun istediği şekilde yönleniyormuş. senin hayatının yeni patronu o oluyormuş, o senin hayatın oluyormuş :)
iyi ki varsın küçük patron :)

22.12.2011

7 haftalık insan yavrusu




Bu gün 7. haftamız ve 7 haftada yaşadığı değişiklikler inanılmaz. yeni doğan ve hatta bir çok 0-3 aylık body, pijama, çorapları küçüldü. önceden içinde yüzdüğü kıyafetleri şimdi giydiğinde düdük gibi duruyor. ilk level'ı atladık sanırım. bu gün gaz çıkışı için sırtına pot pot yapıyordum, aynanın yanından geçerken bir baktım bizim sıpanın benim vücudumda kapladığı alan epeyce genişlemiş. benim vücudumun yüz ölçümünü de düşünürsek bu çocuk bir yaşına gelmeden benim boyuma yetişir diye düşünüyorum :)
İnsan bir yandan büyüsün, bir yandan hep böyle kalsın istiyor yaa! pöff..

Son iki haftadır altı değiştirilirken bozuk atmıyor. iki hafta önceye kadar saç kurutma makinası eşliğinde altını temizlerdik hatunun, şimdi gıkı çıkmıyor hatta sanırım artık hoşuna bile gidiyor :)
başka başkaa, hımm mesela saçları dökülüyor. balkabağı dedim dedim, çocuğum kabak gibi kalıcak yakında. ama sanırım yerine çıkacak saçları daha açık renk olacak ollley!
Sonraaa, meme emerken canı sıkılıyor memeyi bırakıyor, keyfi olunca tekrar ağzını açıyor aaaa bi de bakıyor meme bıraktığı yerde değil. napıyor? benim diyen koloratur sopranodan çıkmayacak sesiyle viyaklıyor. kime çektiyse :) öhö öhö :)
Bölük pörçük ama aklıma gelenleri yazıyorum. malum yer, yön, tarih kavramı kalmadı. hafızada en net şey son 10 dakika içinde yaşananlar.
Yaşadığımız değişiklikler böyle. değişmeyen şeyimiz ise karın ağrıları ve gaz problemi. sab'tan allah razı olsun biraz daha hafifletti sıkıntılarını ama tamamen geçmedi tabi. gözümüzün önünde acı çekerek ağlaması moralimizi çok bozuyor. eli kolu bağlı kalmak daha da üzücü. en yakın zamanda geçmesini umut ediyoruz arda'yla.
şimdi 7. haftasının şerefine vita malt'ımı içicem ve kızımı tombik yanaklarından öpücem ve bir de sizin için bir kaç resim paylaşıcam.

20.12.2011

ıtır istedi ben yaptım :)


Kuzeeeen! Allah razı olsun senden yaa! sen olmasan aklıma hayatta gelmezdi Nisan için bir blog oluşturmak. Tamam şimdi başladık ama Nisan'dan vakit bulabilir miyim acaba bundan sonra? bir başlayalım da gerisi gelir değil mi?
Eveet blog'un ana konusu Nisan elbette. 40 hafta 3 gün kanguru gibi taşıdığım minik balkabağım 3 Kasım 2011 itibariyle babasına hediye edildi. malum babasının bir gün sonra doğum günüydü.

Hamileliğimin başından itibaren cinsiyetiyle ilgili yapılan spekülasyonlar, cinsiyetinin belirlendiği 16. haftadan sonra da bitmek bilmedi. beni bile şüpheye düşüren yorumlar her kontrole gittiğimizde doktorumuza kızımız olacağını teyid ettirmeme sebep oldu. tabi sonuç; her kontrolde doktorun salak muamelesine katlanmak zorunda kalan depresyonist anne adayı! ayrıca"kız mı, oğlan mı?" diye soranlara kız dediğimde "aaa imkansız bu oğlan karnı, oğlan bu oğlan" diyen teyzelere dalmam gerektiğini söyleyen iç sesimi hep susturmak zorunda kaldım. sadece bununla kalsa iyi tabi. 16. haftadan sonra isim kaosu başladı. hal bu ki baba ve anne olarak çikirdek ailemizi oluşturacak yeni üyemizin ismini belirlemiştik biz. ha tabi bir kaç seçenek vardı ama nihai kararımız Nisan ismi üzerineydi. bu sefer "bu çocuk nisanda mı doğacak ki nisan oluyor?" ya da "nisan mı? ne bu araba markası mı? nissan, hohahaaa" gibi muhabbetlere maruz kaldık. tam her şey bitti herkes kabullendi derken, Itır çıktı ortaya ve çocuğun isminin kasımda doğacağı için Kasım, kurban bayramına denk geleceği için de bayram veya kurban olmasıyla ilgili dahiyane fikirlerini arz etti. tabi dikkate almadık :)
Her şeye rağmen totalde düzgün bir hamilelik dönemi geçirmem yine de sevindirici.
Şimdi ben neyim? 48 günlük bir balkabağı annesiyim. gazlı, nazlı, elleri ayakları bir dakika bile durmayan bir balkabağı! bu güne kadar bol kusmuk, gaz sancıları, kolik sendromları içinde geçti günlerimiz. en kısa zamanda düzelmesini umut ediyorum. bunların yanında güzel şeylerde oluyor tabi. Nisan iki haftadır beni tanıyor ve gözleriyle takip ediyor. son üç-dört gündür de babasını, annanesini ve dedesini tanıyor. onunla konuştuklarında gülümsüyor. ayrıca bundy adını verdiğimiz müzik çalan aslan'ıyla da çok iyi anlaşıyor, müzik çalmaya başladığında yanağından çıkan ışıklara bayılıyor. suyu seviyor bu da iyi birşey. iki günde bir köpürtüle köpürtüle yıkanıyor annesi, babası ve annanesi eşliğinde. bir iki zırlasa da yine çok arıza çıkarmıyor bence :)

şimdilik bu kadarla yetinelim çünkü miniğim ağlıyor :) devamı en kısa zamanda gelecek...