Bu sabah güne çoook erken başladık. normalde kalkışımız 11'i falan buluyorken, bu gün 9'da ayaktaydık hepimiz. çünkü sabahın köründe bozulan çamaşır makinasını tamir için münasebetsiz servisçiler geldi. onlar geldiklerinde her şey normaldi. gittiklerinde de normaldi. nisan uslu uslu emdi, gazını çıkardı, uslu uslu kustu(rutin oldu bizim için, kusmazsa şaşırıyoruz artık)
Dünden sevgili şirketimin maaşımı başka bir banka hesabına yatırdığını öğrendim(sinir oldum) , hatta o bankada bana ait bir hesap olduğunu bile dün öğrendim(buna da sinir oldum tabi). artık hayatımda her şeyin benden bağımsız değiştiğini görmek ve benim her şeye seyirci kaldığımı fark etmem de fazla vaktimi almadı doğrusu. bu farkındalıkla ve gazla birkaç ciddi karar aldım. sonra(yaklaşık üç dakika içinde) vazgeçtim. anladım ki uzun vadeli planlar ve kararlar artık bana göre değil. en son hayatımı akışına bırakmaya karar verdim :)
Neyse, konu bu değildi zaten. kaldığımız yeeerrr, hah! nisan'ı annemlere emanet edip bankadaki işlerimi halletmek için çıktım. tüm bankalardan ve bankacılardan nefret ediyorum, tiskiniyorum. bankacı arkadaşlarımdan özür diliyorum ama istisnalar kaideyi bozmuyor, kusura bakmayın yane :) bir işlemi yaptırabilmek için bir yığın sıra bekliyosun, gişedeki kompleks abidesi suratsızların ukalalıklarını çekiyosun, telefon bankacılığına bağlanıyosun mutlaka müşteri temsilcilerinin hepsi şu an meşgul oluyo, bağlandığın zaman da, bilmemneniz eksik tamamlayın öyle arayın diyolar. huzurunla gittiğin bankadan stres topu olarak geri dönüyosun. tam da bunlar benim başıma geldi işte. sinir ve stres içerisinde işimi bitirip eve döndüm. ve asıl bomba bundan sonra başladı zaten. geldiğimde nisan ağlıyordu. dakikalar geçtikçe kriz kat sayımız daha da arttı ve bir bebek nasıl bir canavara dönüşür onu gördüm. doktora gidecektik kontrol için, hazırlarken susmadı, arabasına koyduk zırzır ağlamaya devam etti, poliklinikte ise tavan yaptı. sanki çocuğa iğneler batırıyosun, saçlarını teker teker yoluyosun, tırnaklarını çekiyosun falan. etraftakiler bön bön bakıyolar, ayy bi çocuğu susturamadılar bakışları fırlatıyolar. doktora girdik, doktor amcayı görünce biraz sakinleşmek zorunda hissetti kendini sanırım. o da fazla uzun sürmedi. adamı bile bezdirdi hayatından. doktoru bir çeşit aşı yaptı, aşı dediysem iğne değil ağızdan bir ilaç (ishal içinmiş, ikinci ay bitiminde yapılırmış). bebeğimizin sağlık durumunun ve gelişiminin son derece normal ve iyi olduğunu öğrenip, ikinci ay bakımımızı yaptırıp doktordan çıktık. eve geldik hala ağlıyordu. ağlamaktan yorgun düşüp uyuyunca bir oh dedik. dediğimiz son oh'tu o. bir saat sonra uyandı, akşam ve gecenin geri kalanını drakula gibi geçirdik. bir dakika gözünü kırpmadığı gibi gece üçe kadar anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirdi. arda ve babam bizi kendi kaderimize terk ettiler, yattılar. annem ve ben zaten uzatmaları oynuyoduk, en son üç buçuk sularında nisanın da şarjı bitti ve kızımın ikinci ay dönümü kutlamaları böylelikle son buldu...
3 yorum:
Ya birak insanlar ne dusunurse dusunsun, birak isterlerse susturamadigini, isterlerse kotu anne oldugunu, isterlerse zavalli oldugunu... Sana ne ki? Tanimadigin etmedigin insanlarin seni tanimadan etmeden yaptiklari yorumlara tinn sesi vermeyi ogrenmen lazim. Ilerde sen onu visne suyu ile kandirdiginda okula gidip annem bana her aksam sarap veriyor diyebilecek, kopegin onu yedigini iddia edebilecek bir sey kucagindaki :D Insanlarin ne dusunecegi ile endiselenerek vakit kaybedersen tek eline gecen sey vakit kaybetmen olacak. Bu gunlerin keyfi bu, aci cekmek -iskence cekmek mi aceba? Bunun tadini cikart..
ne diyebilirim ki her zamaki gibi "haklısın ıtırım" :) seviyorum seniiiii
delisin :D
ya ilerde bu cocuk bu sayfalari okur mu, yorumlari okutmayalim :D
(ben de seviyom seni nolcak :))) )
Yorum Gönder