29.05.2013

geçen haftalar

yine ufak bir ara oldu. bua ralar canım pek yazmak istemedi. ayrıca işlerin de yoğunluğundan fırsat yaratamadım. ama geri döndüm. gelişmelerle karşınızdayım.

tansaş'da yine çocuk ürünlerinde indirim vardı iki hafta önce. nisan hanım'ı aldık ve hemen orda bittik tabi. çeşit çeşit oyuncaklar aldık, çok şirin filli bir çanta, br doktor muayene seti ki görmelisiniz. gözlükleri, steteskopu, ilaç kutusuna kadar her şeyi var. bizim ki ilk başta yanaşmadı gözlükleri takmaya. bir defa takınca da alıştı artık kendi çıkartıyor takıyor. fotoğraflarda görürsünüz şipşirin oldu yine :)
geçen pazar değil ondan öncekinde, pazar günümüzü değerlendirmek için alaçatıya gidelim dedik. sabahın kör bir saatinde çıktık. önce patlıcanda kahvaltımızı yaptık. arkasından urla, çeşmealtı derken bizim ki yolda uyuya kaldı ve alaçatıya doğru yöneldik. uyku öncesi araba koltuğunda boynu ağrımasın diye kucağıma almıştım. kucağımda uyuya kalınca tam bir buçuk saat sırt ağrısı, boyun ağrısı, bel ağrısı dinlemeden yeter ki o rahat olsun diye put gibi durdum. benim için eziyet oldu ama önemli olan da küçük hanımın konforu ya, gık demedim :)

alaçatı'ya vardığımızda bizim ki uyanmıştı. hava sıcaktı ama yine de bunaltıcı değildi. oturduk bir yerlerde bir şeyler içtik. nisan'a yemeğini yedirdim. oyun oynadık üçümüz, kitap okuduk beraberce. ona da değişiklik oldu bize de.
nisan'ın odasında bir takım değişiklikler yapmıştım. fisher prize'ın otomatik bir salıncağı vardı odasında. beril'lerden gelen. onu kaldırmıştım iade etmek üzere. hazır çeşme tarafına gideceğiz diye düşünerek, dönüş yolunda onu da bırakmak için arabaya yüklemiştik. dönüşte beril'lere uğradık. hem onları görmüş olduk hem de emanetimizi bıraktık. sohbet muhabbet sonrası evimize döndük. nisan'ı hemen yıkayıp uyuttum. salona dönüp kendimi koltuğa attığımda yine anladım ki pazar günü demek yorgunluk demek. ama tatlı yorgunluk diyelim. aile herşeye değer. en kıymetlilerim benim :)

havalar düzeldiğinden beri işten döner dönmez nisan'ı alıp eve geçiyorum. ikimiz için de harika oluyor doğrusu. hem ben ufak tefek ev işi yapabiliyorum. hem nisan evinde, odasında, benimle vakit geçirebiliyor. onun kendi evinde vakit geçirmesi benim için çok önemli. ayrıca beraber kaliteli zaman geçirebilmek de. eve geldiğimizde ona mutlaka vakit ayırmaya çalışıyorum. kitap okuyoruz beraber. çok çabuk dikkati dağılsa da yine okuma ve dinleme alışkanlığı edinmesi açısından doğru yapılan bir aktivite. legolardan da çok çabuk sıkılıyor. pek o konuda üretken değiliz ikimiz de. onun ilgi alanlarını deneye yanıla keşfetmeye çalışıyorum. ki çok değişken. çok hareketli bir çocuk nisan. ama inanılmaz derecede kitaplara karşı ilgisi var. sesli kitaplara özellikle bayılıyor. aklıma bir sürü şey geliyor oyun ve aktivite amaçlı ama bir taraftan da henüz erken mi acaba diyorum. fikirlerinize de açığım. 18 aylık bir bebekle neler yapılır?

geçen hafta cumartesi, uğur'un kardeşi yasemin'in nikahına gittik ailecek. nisan kuşu uyurken ben hazırlıklarımı yaptım. nisan uyanır uyanmaz da narlıdere akm'ye gittik. bizim minnak orada ağzın koca bir emzik kendinden 6 ay büyük bir delikanlıya kaptırdı bir ara. çocuk normal normal duruyorken gitti bizimki, elini tuttu oğlanın. nikah salonunun dışında çocuk resim sergisi vardı. çekti bir güzel elinden sergiye götürdü onu. bütün nikah salonundakiler bizimkine bakıyor, gülüyorlar :)) biz peşlerinden gidiyoruz. ben tabi ki fotoğraf çekme derdindeyim her zamanki gibi. ama fotoğrafladım da o anları :)

pazar günü ise nisan öğle uykusunu bitirinceye kadar evdeydik. sonra ufak tefek alış veriş yapmak için selway'a gittik. bir yere kadar tahammül etti bizimki. bir yerden sonra başlarım alış verişinize dedi resmen. sınırları var nisan'ın. kotası var. o kotayı doldurdun mu kayışları atıveriyor. sonrası eziyet oluyor. biz bu pazar kayışlarını attırdık çocuğun resmen. eve döndüğümüzde onun için koca pazar gününde hiç bir şey yapmadığımızı anladım. haklıydı da bir taraftan. bu hafta sonunda kendimizi affettiririz artık :)

15.05.2013


düşüşün hemen ardından hafif şişmiş burnu. dudak şiş gördüğünüz gibi :(


akşamına burun daha da şişti


ertesi gün piknağımız 






mangal dedin mi akan sular durur bizde :)








piknak masamız


sevgilim diye demiyorum, bildiğin yakışıklı adam yaa :)


azıcık üşüdük de :)



ilk defa ciddi ciddi düştü

geçen hafta cuma günü nisan kuşu aşı oldu. 5'li karma ve hepatit-a. o gece ateş yaptı, calpol verince rahat uyudu kuzu. gece rahat geçti. cumartesi sabahı erken uyandı, güne erken başladık. annemlere gittik. kahvaltı yapmadı, hiç bir şey yemedi. hadi dedim, dışarı çıkalım bari uyku vaktine kadar değişik ortam iyi gelir. çıktık anne kız. gezdik, alışveriş yaptık. migros'tan aşağıda gördüğünüz tabureyi aldık ona. çok beğendi, daha önde babanesinde buna benzer bir taburesi vardı. bizim eve de alalım bundan bir tan dedim. demez olaydım.




taburenin ayaklarını taktık eve gelince. babanede üstüne hiç çıkmaya çalışmadığı için, aklıma hiç gelmedi doğrusu çıkmak isteyeceği. benim aklıma gelmedi, ama o direkt uygulamaya geçti. tırmanmaya başladı. nisan, dur, düşeceksin diyene kadar, yüzünün, hatta burnunun üstüne düştü. ciddi ciddi düştüğü için olaya müdahale şarttı bu sefer. hemen aldım kucağıma, bizim ki tabi çığlık çığlığa ağlıyor. sakinleştirmeye çalışıyorum ama bir taraftan da kontrol etmeye çalışıyorum kırık var mı diye. bir baktım bizimkinin ağzından kan geliyor. annem dedi dişi kanıyor diye. bakıyorum yok diş değil. üst dudağı içten patlamış. ağzını, yüzünü yıkamaya çalıştım. ama hiç durmuyor ki. burnu üç yerden çizgi gibi kızardı. allah dedim kırık var herhalde. ellemeye çalışıyorum, kontrol etmeye çalışıyorum. ters bir şey yok gibi ama içime de sinmiyor ki. hemen şişti tabi burnu. doktora götürmeye karar verdik. aytekin bey'den randevumuzu aldık, randevu saatine kadar oyaladık onu. doktora gittiğimizde iyice sakinlemişti artık. gülüyordu, oyun oynuyordu. doktor kontrol etti. büyük ihtimalle kırık yok ama %100 diyemem, pazartesiye kadar çok ciddi morarma olursa gelin film çektirelim dedi. tamam dedik, ama ben gerginliğimi, içimdeki sıkıntıyı atamıyorum. durup durup kendimi suçluyorum. almasaydım, tırmandığını görür görmez müdahale etseydim, öyle yapsaydım, böyle yapsaydım... pişmanlıklar silsilesi..

bütün gün aklıma geldikçe ağladım durudum. zaten günün o saatten sonrası leyla gibiydim, onu öyle gördükten sonrası onun canı yanmasın benimki yansın moduna geçtim resmen. ama çocuk dediğin çok çabuk unutuyor, anlık travmalar yaşıyor. sen vicdan azabıyla kavruluyorsun. neyse ki o da her çocuk gibi çabucak atlattı. şu an ise burnunda çoook hafif bir morarma var. şişliği ise inmeye başladı. en kötüsü bu olsun..

pazar ise benim kucağımda bebeğimle ikinci, karnımda bebeğimi de sayarsak üçüncü anneler günümdü. aynı zamanda babamın doğum günüydü. sabahtan onlar kahvaltıya geldiler. nisan musmutlu oldu tabi :) kuzunun odasına yeni düzenleme getirdik. bütün oyuncaklar salondan odasına taşındı. ikea sehpalarımız, onun oyun ve oyuncak sehpaları oldu. duvarlara intenetten aldığım arılı, kuşlu, çilekli duvar askılarını taktık. odasındaki koltuğa peluşları yığdık. en azından o odanın onun odası olduğu bilincini aşılamak için bir başlangıçtı. iyi de oldu. mickey&friends temalı plastik koltuk alındı küçük hanıma. oda tam anlamıyla oyun odası oldu. bir sonraki aşama odayı uyku+oyun odası haline getirmek. şimdilik yatak hala bizim odada ve bizim yatağın yanında.kullanıyor mu? HAYIR :) kimin yatağı diye soruyoruz, nis(nisan) diyor ama biraz da bizim ondan kopamayışımızdan kaynaklı henüz yatağında siftahı yok :) pazar tüm bunları gerçekleştirdikten sonra, bir güne en fazla ne kadar aktivite sığdırırız diye düşündük. piknik yapmaya karar verdik. nisan uyurken annemle hazırlıkları, alışverişi yaptık. nisan uyanır uyanmaz son rötuşlar yapıldı ve yola çıktık. iyi ki gitmişiz. hava muhteşemdi. çiçekliköyün girişindeki piknik alanı tam arda ve benim gibi piknik severler için. fakat bebekler için çok muhteşem değil. biraz engebeli ve düşme riski çok fazla. hele bir de bir gün önce muhteşem bir düşme performansı sergilediyse bebeğiniz, yüreğinizle ağzınızın mesafesini azaltacak bir yer. ama olsun dedik. biraz ben, biraz arda, biraz annane, biraz dede ilgisiyle günü tamamladık. gayette güzel geçti :)


6.05.2013


nikahlar arası mola




park krizi geldi birinin



aynı kriz 5 dk sonra geçti :)




ve beklenen an gelir 









ben içeride hazırlanmaya çalışırken, salonda neler oloooor?




trambolinde zıplanmaz oturulur, hepiniz öğrenin artık :) 







öpüşelim mi?




bin bir surat böcek 




 bu hanımhanımcıklık benim genlerimden geçti bu çucuğa




her ortamda arkadaş yaparız kendimize 




can kurtaran 1






can kurtaran 2







yine arkadaş buldu, kutu kutu pense öğretiyormuş 
















çalçeneeeee :)