15.05.2013

ilk defa ciddi ciddi düştü

geçen hafta cuma günü nisan kuşu aşı oldu. 5'li karma ve hepatit-a. o gece ateş yaptı, calpol verince rahat uyudu kuzu. gece rahat geçti. cumartesi sabahı erken uyandı, güne erken başladık. annemlere gittik. kahvaltı yapmadı, hiç bir şey yemedi. hadi dedim, dışarı çıkalım bari uyku vaktine kadar değişik ortam iyi gelir. çıktık anne kız. gezdik, alışveriş yaptık. migros'tan aşağıda gördüğünüz tabureyi aldık ona. çok beğendi, daha önde babanesinde buna benzer bir taburesi vardı. bizim eve de alalım bundan bir tan dedim. demez olaydım.




taburenin ayaklarını taktık eve gelince. babanede üstüne hiç çıkmaya çalışmadığı için, aklıma hiç gelmedi doğrusu çıkmak isteyeceği. benim aklıma gelmedi, ama o direkt uygulamaya geçti. tırmanmaya başladı. nisan, dur, düşeceksin diyene kadar, yüzünün, hatta burnunun üstüne düştü. ciddi ciddi düştüğü için olaya müdahale şarttı bu sefer. hemen aldım kucağıma, bizim ki tabi çığlık çığlığa ağlıyor. sakinleştirmeye çalışıyorum ama bir taraftan da kontrol etmeye çalışıyorum kırık var mı diye. bir baktım bizimkinin ağzından kan geliyor. annem dedi dişi kanıyor diye. bakıyorum yok diş değil. üst dudağı içten patlamış. ağzını, yüzünü yıkamaya çalıştım. ama hiç durmuyor ki. burnu üç yerden çizgi gibi kızardı. allah dedim kırık var herhalde. ellemeye çalışıyorum, kontrol etmeye çalışıyorum. ters bir şey yok gibi ama içime de sinmiyor ki. hemen şişti tabi burnu. doktora götürmeye karar verdik. aytekin bey'den randevumuzu aldık, randevu saatine kadar oyaladık onu. doktora gittiğimizde iyice sakinlemişti artık. gülüyordu, oyun oynuyordu. doktor kontrol etti. büyük ihtimalle kırık yok ama %100 diyemem, pazartesiye kadar çok ciddi morarma olursa gelin film çektirelim dedi. tamam dedik, ama ben gerginliğimi, içimdeki sıkıntıyı atamıyorum. durup durup kendimi suçluyorum. almasaydım, tırmandığını görür görmez müdahale etseydim, öyle yapsaydım, böyle yapsaydım... pişmanlıklar silsilesi..

bütün gün aklıma geldikçe ağladım durudum. zaten günün o saatten sonrası leyla gibiydim, onu öyle gördükten sonrası onun canı yanmasın benimki yansın moduna geçtim resmen. ama çocuk dediğin çok çabuk unutuyor, anlık travmalar yaşıyor. sen vicdan azabıyla kavruluyorsun. neyse ki o da her çocuk gibi çabucak atlattı. şu an ise burnunda çoook hafif bir morarma var. şişliği ise inmeye başladı. en kötüsü bu olsun..

pazar ise benim kucağımda bebeğimle ikinci, karnımda bebeğimi de sayarsak üçüncü anneler günümdü. aynı zamanda babamın doğum günüydü. sabahtan onlar kahvaltıya geldiler. nisan musmutlu oldu tabi :) kuzunun odasına yeni düzenleme getirdik. bütün oyuncaklar salondan odasına taşındı. ikea sehpalarımız, onun oyun ve oyuncak sehpaları oldu. duvarlara intenetten aldığım arılı, kuşlu, çilekli duvar askılarını taktık. odasındaki koltuğa peluşları yığdık. en azından o odanın onun odası olduğu bilincini aşılamak için bir başlangıçtı. iyi de oldu. mickey&friends temalı plastik koltuk alındı küçük hanıma. oda tam anlamıyla oyun odası oldu. bir sonraki aşama odayı uyku+oyun odası haline getirmek. şimdilik yatak hala bizim odada ve bizim yatağın yanında.kullanıyor mu? HAYIR :) kimin yatağı diye soruyoruz, nis(nisan) diyor ama biraz da bizim ondan kopamayışımızdan kaynaklı henüz yatağında siftahı yok :) pazar tüm bunları gerçekleştirdikten sonra, bir güne en fazla ne kadar aktivite sığdırırız diye düşündük. piknik yapmaya karar verdik. nisan uyurken annemle hazırlıkları, alışverişi yaptık. nisan uyanır uyanmaz son rötuşlar yapıldı ve yola çıktık. iyi ki gitmişiz. hava muhteşemdi. çiçekliköyün girişindeki piknik alanı tam arda ve benim gibi piknik severler için. fakat bebekler için çok muhteşem değil. biraz engebeli ve düşme riski çok fazla. hele bir de bir gün önce muhteşem bir düşme performansı sergilediyse bebeğiniz, yüreğinizle ağzınızın mesafesini azaltacak bir yer. ama olsun dedik. biraz ben, biraz arda, biraz annane, biraz dede ilgisiyle günü tamamladık. gayette güzel geçti :)


Hiç yorum yok: