yine ufak bir ara oldu. bua ralar canım pek yazmak istemedi. ayrıca işlerin de yoğunluğundan fırsat yaratamadım. ama geri döndüm. gelişmelerle karşınızdayım.
tansaş'da yine çocuk ürünlerinde indirim vardı iki hafta önce. nisan hanım'ı aldık ve hemen orda bittik tabi. çeşit çeşit oyuncaklar aldık, çok şirin filli bir çanta, br doktor muayene seti ki görmelisiniz. gözlükleri, steteskopu, ilaç kutusuna kadar her şeyi var. bizim ki ilk başta yanaşmadı gözlükleri takmaya. bir defa takınca da alıştı artık kendi çıkartıyor takıyor. fotoğraflarda görürsünüz şipşirin oldu yine :)
geçen pazar değil ondan öncekinde, pazar günümüzü değerlendirmek için alaçatıya gidelim dedik. sabahın kör bir saatinde çıktık. önce patlıcanda kahvaltımızı yaptık. arkasından urla, çeşmealtı derken bizim ki yolda uyuya kaldı ve alaçatıya doğru yöneldik. uyku öncesi araba koltuğunda boynu ağrımasın diye kucağıma almıştım. kucağımda uyuya kalınca tam bir buçuk saat sırt ağrısı, boyun ağrısı, bel ağrısı dinlemeden yeter ki o rahat olsun diye put gibi durdum. benim için eziyet oldu ama önemli olan da küçük hanımın konforu ya, gık demedim :)
alaçatı'ya vardığımızda bizim ki uyanmıştı. hava sıcaktı ama yine de bunaltıcı değildi. oturduk bir yerlerde bir şeyler içtik. nisan'a yemeğini yedirdim. oyun oynadık üçümüz, kitap okuduk beraberce. ona da değişiklik oldu bize de.
nisan'ın odasında bir takım değişiklikler yapmıştım. fisher prize'ın otomatik bir salıncağı vardı odasında. beril'lerden gelen. onu kaldırmıştım iade etmek üzere. hazır çeşme tarafına gideceğiz diye düşünerek, dönüş yolunda onu da bırakmak için arabaya yüklemiştik. dönüşte beril'lere uğradık. hem onları görmüş olduk hem de emanetimizi bıraktık. sohbet muhabbet sonrası evimize döndük. nisan'ı hemen yıkayıp uyuttum. salona dönüp kendimi koltuğa attığımda yine anladım ki pazar günü demek yorgunluk demek. ama tatlı yorgunluk diyelim. aile herşeye değer. en kıymetlilerim benim :)
havalar düzeldiğinden beri işten döner dönmez nisan'ı alıp eve geçiyorum. ikimiz için de harika oluyor doğrusu. hem ben ufak tefek ev işi yapabiliyorum. hem nisan evinde, odasında, benimle vakit geçirebiliyor. onun kendi evinde vakit geçirmesi benim için çok önemli. ayrıca beraber kaliteli zaman geçirebilmek de. eve geldiğimizde ona mutlaka vakit ayırmaya çalışıyorum. kitap okuyoruz beraber. çok çabuk dikkati dağılsa da yine okuma ve dinleme alışkanlığı edinmesi açısından doğru yapılan bir aktivite. legolardan da çok çabuk sıkılıyor. pek o konuda üretken değiliz ikimiz de. onun ilgi alanlarını deneye yanıla keşfetmeye çalışıyorum. ki çok değişken. çok hareketli bir çocuk nisan. ama inanılmaz derecede kitaplara karşı ilgisi var. sesli kitaplara özellikle bayılıyor. aklıma bir sürü şey geliyor oyun ve aktivite amaçlı ama bir taraftan da henüz erken mi acaba diyorum. fikirlerinize de açığım. 18 aylık bir bebekle neler yapılır?
geçen hafta cumartesi, uğur'un kardeşi yasemin'in nikahına gittik ailecek. nisan kuşu uyurken ben hazırlıklarımı yaptım. nisan uyanır uyanmaz da narlıdere akm'ye gittik. bizim minnak orada ağzın koca bir emzik kendinden 6 ay büyük bir delikanlıya kaptırdı bir ara. çocuk normal normal duruyorken gitti bizimki, elini tuttu oğlanın. nikah salonunun dışında çocuk resim sergisi vardı. çekti bir güzel elinden sergiye götürdü onu. bütün nikah salonundakiler bizimkine bakıyor, gülüyorlar :)) biz peşlerinden gidiyoruz. ben tabi ki fotoğraf çekme derdindeyim her zamanki gibi. ama fotoğrafladım da o anları :)
pazar günü ise nisan öğle uykusunu bitirinceye kadar evdeydik. sonra ufak tefek alış veriş yapmak için selway'a gittik. bir yere kadar tahammül etti bizimki. bir yerden sonra başlarım alış verişinize dedi resmen. sınırları var nisan'ın. kotası var. o kotayı doldurdun mu kayışları atıveriyor. sonrası eziyet oluyor. biz bu pazar kayışlarını attırdık çocuğun resmen. eve döndüğümüzde onun için koca pazar gününde hiç bir şey yapmadığımızı anladım. haklıydı da bir taraftan. bu hafta sonunda kendimizi affettiririz artık :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder