dünyanın en güzel sabahları nisan'ın beni öperek uyandırdığı sabahlardır. bu sene kurban bayramı tatili 9 gün olunca, 9 sabah öpücükle, mahmur ama mutlu bir çift gözle uyandım. her sabah aynı seramoniyi yaşadık o ayrı :) nisan beni uyandırır. biraz sonra babasına bulaşır. yatakta bir müddet yumoşulduktan sonra, nisan incem, incem demeye başlar. ardından da nino geeeeeeel diye beynimin etini yer. çünkü odasına gitmek istiyordur, çünkü oyun oynamak istiyordur ve konuyla ilgili tek muhattap olarak nino'yu görmektedir. baba uyusundur ama anne uyumasındır :) sıkıyorsa onunla gitme veya "tamam annecim, sen git, ben de geliyorum hemen" de bakalım, nasıl kıyamet kopuyor :) çok şımarttık bu çocuğu çooook :))
neyse, sonuç olarak 9 gün muhteşem geçti. birlikte yine çok eğlendik. tay park'a gittik başbaşa, atları sevdik, orada bulunan diğer hayvanları izledik. benim minik parkta koşup oynadı. bir iki hafta önce olsa oynadık derdim. çünkü parkta nisan nereye gidiyorsa, nereye çıkıyorsa ben de eşlik etmek durumunda kalıyordum. şimdi artık kendi başına merdivenleri çıkıp, kaydıraktan kayabiliyor ve kendi başının çaresine bakabiliyor. nisan'ın son 4-5 aydaki yaşadığı hızlı değişimi ve gelişimi düşündükçe şok oluyorum. geçen bunca ayın telaşesinde farkına varmıyor insan. ama geriye dönüp düşününce, geçen ay şu yapmıyordu, şimdi yapıyor dediğim yığınla şey var. inanılmaz bir hızda konuşması ilerliyor. algıları inanılmaz bir hızla değişiyor, gelişiyor. sebep-sonuç ilişkileri daha net. bakışları, gülüşleri bile ben bebeklikten çıktım artık diye barım barım bağırıyor.
tatilimiz böyle güzel ve dolu dolu geçtikten sonra, işe dönmek yine zor geldi tabi. ancak bu gün perşembe mesela ve yarın da çalışıp bu sefer 4 günlük bir tatile çıkacağız. bu da güzel :)
bu arada, nisan'ın ikinci yaş gününe kaldı 10 gün! kıyafeti hazır. pastasına karar verdik ama yaş gününü nerede yapacağımıza karar vermedik daha. onu da hafta sonu halledersek, her şeyimiz hazır olacak. şimdi bayramlık fotoğraflarımızı yüklüyorum hazır mısınız?
23.10.2013
9.10.2013
yine yazamıyorum iki haftadır. önce nisan ateşlendi, ishal oldu. bu günlerce böyle devam etti. geçti geçiyor, düzeldi düzeliyor derken, en sonunda kaka tahlili yapıldı ve mikrobik bir durum olduğu ortaya çıktı. hemen antibiyotiğe başlandı. ama allah'da o bactrim denilen ilacı üreteni bildiği gibi yapsın. iğrenç ötesi bir şey. çocuk şişeyi gördüğü anda ağlamaya başlıyordu yani. neyse bir hafta kullanıldı. tam nisan iyileşti, bu sefer ben grip oldum. boğaz ağrısı, ağız, burun akıntısı. bu gün tam bir hafta oldu, hala sesim düzelmedi. tam ben iyileşiyorum derken, nisan grip oldu. ayyyy yani anlayacağınız, bu aralar bir hastalık furyası yakamızı bırakmadı. tüm bunlar olurken, arda fas'a gitti. biz pılımızı pırtımızı toplayıp annemlere yerleştik. ama o da kabus oldu. nisan ki, annemlerin evinde büyüyor, o eve, yataklarına ne kadar alışkın. çocukcağazım resmen kendi yatağını aradı. ilk gece sabaha kadar mıymıymıy döndü durdu. bende tabi uyku yok. ikinci gece, yine aynı olunca, saat 12 gibiydi, babama bizi eve bırakmasını söyledim. yok yani, 3 dakika uyuyorsa 10 dakika mıymıy yapıyor. ertesi gün iş var ve ben zombi gibi oldum. evimize gittik, nisanı yatağına yatırdım, mışıl mışıl uyudu. sonra ki geceler evimizde kaldık. böyle gelip geçti iki hafta. detay yazamıycam, çok fazla kayda değer birşey yok. önümüzdeki hafta 9 gün tatil var kurban bayramı dolayısıyla. bu gün perşembe ve kaldı bir gün :) bayramı geçiniz, ondan sonra ki hafta yine döneceğim.
öptüm :)
öptüm :)
25.09.2013
öneriler, tavsiyeler, falanlar, filanlar
deneyimli annelerin bloglarından bir alıntı yazı paylaşıyorum. ne yapmalı, ne etmeli?
Çocuğunuzun 2 yaş
sendromunu nasıl en az zararla atlatabilirsiniz?
* Dışarı çıkmadan önce ona neler yaşayacağınızı ayrıntılarıyla anlatın ve beraber nasıl davranacağınıza karar verin. Mesela “Bugün İstinye park’a gideceğiz. Biraz dolaşacağız, sana da oyuncakçıdan ufak bir araba alırız sen onunla oynarken ben işlerimi halledeceğim. Eğer başka bir şey için kendini yerlere atıp beni üzersen hemen oradan ayrılacağız ve uzun bir süre oraya tekrar gitmeyeceğiz” gibi. Çocuklar neler olacağını bildikleri zaman kendilerini güvende hissediyorlar.
* Onun uykusuz ve aç olmamasına dikkat edin. Bu çocuklarda ve bebeklerde her zaman dikkat etmeniz gereken bir şey zaten ama özellikle 2 yaş sendromunda aç ve uykusuz olduklarında davranışları çok değişiyor. Yanınıza onu oyalayabilecek sağlıklı atıştırmalıklar alın. Kesilmiş havuç, meyve veya salatalık, evde yapılmış poğaça veya minik kavanozlarda ev yapımı çorba. Ben 3-4 yaşına kadar çocuklarıma dışarıda pek yemek yedirmedim. Her zaman yanımda sağlıklı kıymalı sebze yemeğim olurdu. Minik kavanozunu çıkarır verirdim onlara. Sonra da bir kavanoz ev yapımı yoğurtla tamamlardık öğünü. Şimdi de dışarıda sadece güvenilir bulduğumuz yerlerden iyi pişmiş köfte ve pilav yediririz onlara. Yanında da ayran. Hiçbir zaman fast-food yemediler. Dışarı çıkma saatlerimizi de uykularına göre ayarlardım. Alper bebek arabasında güzel uyurdu. Uyurken de ben gezerdim rahat rahat. Hayatınızı onların düzenine uydurunca sizi daha az üzerek büyüyorlar inanın. Alper uykusunu alsın diye eve az kala uyuya kalan Alper ile arabada onun uyanmasını beklediğim çok olmuştur.
* Şekerli ve paketlenmiş ürünler hiç yemediler küçükken. Şekerin, özellikle de paketlenmiş ürünlerin içindeki katkı maddelerinin çocukları çok kötü etkilediğini düşünüyorum. Onlara ağır geliyor bence o maddeler ve vücutları kaldıramıyor. Şeker, abur-cubur yiyen ve sonra yerinde duramayan çocuklara çok rastlıyorum. Siz de vermeyin bu ürünleri. Şekeri meyveden ve sizin evde yaptığınız sütlü tatlılardan alsınlar sadece.
* Çocukların aşırı tepkilerini ve öfke nöbetlerini biraz görmezden gelin. Salonda nedensiz yere deli gibi ağlıyorsa bırakın onu orada mutfağa geçin, çıkarken de “sakinleşince yanıma gelirsin canım” deyin. Bazen sadece ilgi çekmek için yapıyorlar ve sizi deniyorlar. Oyuncak dükkanında istediği oyuncağı almadığımda kendini yerlere atmaya hazırlanan oğluma: “ben gidiyorum sen istersen gel istersen kal” derdim ve dışarı yürümeye başlardım ama tabii gözüm ondaydı. Genellikle biraz sonra gelirdi. Tabii hiçbir zaman yalnız bırakmayın ve güvende olduğundan emin olun.
* Çocuklarla ilgili her sorunda olduğu gibi bunda da kararlı olmanız ve geri adım atmamanız anahtar nokta. Çocuğunuza “oyuncakçıda olay çıkartırsan hemen eve gideceğiz” deyip olay çıkarttığında ona istediği oyuncağı alıp gezmeye devam ederseniz çocuk şunu öğrenir; ‘yeterince ağlarsam ve annemi rahatsız edersem, istediğimi elde ederim.’ Bu dersi öğrenirse unutması çok zor olur. Bu nedenle hata yapmayın. Bir tehdit savurduysanız onu yerine getirin ki bir sonraki tehdidinizin hükmü olsun.
* Çocuğunuza iyi davrandığı zamanlarda ona çok sevgi göstererek ve istediklerini yaparak onu ödüllendirin. Kötü davrandığı zamanlarda ise istediklerini yapmayın. Ağlayınca istediği olmasın, davranması gerektiği gibi davranınca istediği olsun. Mesela ağlıyor bir şey için, o şeyi kesinlikle yapmayın. Biraz sonra sıkılıp sustuğu zaman “sakinleştin mi tamam hadi o zaman şimdi ...yı yapalım” deyin. Çocuklar hemen öğrenirler ne yapınca ne olduğunu merak etmeyin.
* Ağlamaya ve bağırmaya başladığında duymuyormuş gibi yapın. Dikkatini başka tarafa çekmeye çalışın. Mesela “aa bak şu binayı görmüş müydün? Yoksa o balkonda renkli bir kuş mu var?” veya “sanki şu tarafta bir palyaço gördüm hadi oraya doğru gidip bakalım” Gerisi sizin yaratıcılığınıza kalmış. Komik duruma düştüğünüzü düşünebilirsiniz ama inanın yerde debelenen bir çocuğun tepesinde durmaktan daha iyidir. Dikkatini başka yöne çekmeyi ilerleyen yaşlarda da başarıyla kullanabilirsiniz.
* Çocuğunuzla her konuda kavga etmeyin. Sadece önemli konularda kızın, mesela vurmak, kötü laf söylemek, kendini tehlikeye atmak gibi durumlara saklayın öfkenizi. Her şeye hayır demeyin. O zaman hayır kelimesi onlar için önemini yitiriyor. Negatif değil pozitif olsun konuşmalarınız. Eleştirileriniz davranışa olsun, çocuklarınızın kişiliğine değil. Mesela “Aptalsın sen nasıl olur da kardeşine vurursun” yerine “ kardeşine vurmak güzel bir davranış değildi ve kabul edilemez” deyin. Sakin olun ve çocuğunuzla iktidar savaşına girmeyin. Ona karşı agresif davranışlarınız olursa bu sadece çocuğunuzu daha da kızdıracak ve olayın boyutunu arttıracaktır.
bir yazı daha..
Bu asabi veletlerle nasıl baş edeceğiz?
Soğuk kanlılığınızı koruyun. İlk zamanlar şaşırıp kızacaksınız. O kendini yerden yere atmaya başladığında sinirlerinize hakim olmakta zorlanabilirsiniz. Sakin olun. Ciddiyim sakin olun. Ona biraz zaman verin. Biraz tepinsin, ağlasın ardından ona yaklaşın ve ¨seni anlıyorum¨ diyerek kucağınıza alın veya onunla aynı göz hizasına gelmeye çalışın. Vurmaya, ağlamaya, tekmelemeye bile devam ediyor olabilir. Siz de içinizden 10′a kadar sayın bu arada. Sonra da kucakladığınız gibi ortam değiştirin ya da ilgisini gerçekten çekeceğini düşündüğünüz bir şey gösterin. İşe yarıyor. Eğer ki az çok konuşabiliyor ve sizin söylediklerinizi anlıyorsa da ¨Ağladığın için ne dediğini anlayamıyorum. Lütfen sakinleş ve güzel güzel anlat ne istediğini¨ demeyi deneyin. Bizde her seferinde ama her seferinde işe yarıyor. Sakinleşiyor, ağlamayı kesiyor ve ne istediğini anlatıyor. Tüm bu anlattıklarımda ki kilit nokta sizin sakin, yumuşak ve kararlı bir tutum içerisinde olmanız.Siz yetişkinsiniz, karşınızdaki ise bir çocuk. 2 yaşında yeni yeni kendini ifade etmeye başlamış bir küçük çocuk. İstemediği bir şey olduğunda bildiği tüm dünyası başına yıkılır onun. Derdini de anlatamaz daha da sinirlenir. Sendromun etkileri çocuktan çocuğa değişebiliyor. Bazılar ciddi anlamda zapt edilmesi güç hale gelebiliyor, kimi de daha kolay ikna edilebilir şekilde oluyor. Sonuçta hepsi bir şekilde bunları geçiriyor. Çocuğun ve dolayısıyla ailenin bu kriz dönemini nasıl geçireceği çocuktan çok anneye bağlı. Durumu kabullenen ve karşısındakinin minicik bir insan olduğunu hatırlayanlar 1- 0 önde oluyorlar.
Stres tetikleyicileri ortadan kaldırın. Örneğin dışarıda geziyorsunuz. Açlık hissettiğinde ciddi anlamda huysuzlaşıyor sa acil durumlar için yanınızda mutlaka atıştırmalık bir şeyler bulundurun. En sevdiği oyuncaklarını her yere taşıyın.
Bağırmayan anne nasıl olacağız?
Zaten bütün konu da bu. Kendimize hakim olmak. Karşınızdaki söz dinlemeyen, ¨yapma¨ dediğiniz halde gözünüzün içine baka baka yapan, her lafınıza karşılık ¨hayır¨diyen, istemediği bir şey olduğunda kendini yerden yere atmaya hazırlanan biri var. İlk olayda sakinliğinizi koruyabiliyorsunuz ama akşam olduğunda siz de yeteri kadar elektrik yüklenmiş oluyorsunuz ve ciddi anlamda kavga(!) çıkıyor aranızda. O ¨hayır¨dedikçe siz de sesinizi yükseltmeye başlıyorsunuz. Öyle anlar oluyor ki ¨Ne halin varsa gör, ben gidiyorum¨ deme cür'etini bile gösteriyorsunuz. Oysa düşünün o 2 yaşında. Yeni yeni konuşuyor. İki üç kelimelik cümleleri ancak kurabiliyor. Kafasından geçen bir sürü fikir var. Doğruyu yanlışı bilmiyor. Umurunda da değil, bildiği tek şey kendi ihtiyaçları ve onları elde edene kadar da her yolu denemeye hazır. Bağırmamak çok zor. Hele ki 7×24 çocuğuyla ilgilenen kadınlar için. Benim yardımcım da var, evdeki en büyük sorumluluğum Koray. Bir de evin tüm işini çocukla birlikte üstelenen kadınlar var ki onların hayatlarındaki kaosu tahmin bile edemiyorum. Ama dediğim gibi sorun varsa bu bizden kaynaklanıyor olacaktır.Eğer ki çocuğunuzu yarım saat bile bırakabileceğiniz bir fırsat varsa sakın kaçırmayın. Onu başınızdan attığınızı düşünmeyin. Kısa bir süre de olsa çocuktan fiziken ayrı kalmak size iyi gelecektir. Elbette aklınız onda olacaktır ama hiç değilse ¨yapma, etme¨ diye bağırmayacaksınız. Siz bağırdıkça onun daha büyük bir stres yaşadığını unutmayın. Kendi sıkıntısı üzerine bir de sizden gelene katlanmak zorunda kalacak. Bunu da aklınızın bir köşesine yerleştirin.
Bağırmanın doğru bir hareket olduğunu da çocuklarımızdan bizden öğreniyor. Bunu biliyorum. Siz sakinliğinizi korumaya başladıktan bir süre anlıyorsunuz ki çocuk da sakinleşiyor.
Kural kuraldır
Bu kriz dönemlerinde sussun, diye çoğu şeye göz yumuyoruz ama bazı durumlar var ki asla kabul edilemez. Özellikle de can güvenliği ile ilgili konular. Arabadasınız ve yine bir ağlama noktası. Kendi koltuğunda oturmak istemiyor ve morarana kadar ağlıyor. Kucak istiyor. Bu kabul edilemez. Lütfen bebeğinizi, çocuğunuzu arabada kucağınıza almayın. Ne olursa olsun. Arabayı sağa çekip biraz sakinleşmesini sağlayın ama daha fazlasını yapmayın. Araba koltuğunda oturmak bir can güvenliği kuralıdır ve hiçbir zaman delinmemelidir. Ya da pusette durmak istemiyor. Siz de kucağına aldınız. Bundan sonraki çoğu seferde aynı taktiği uygulayıp günü sizin kollarınızda geçirmeye çalışacaktır. Çocukla sokakta güzel ve rahat vakit geçirmenin ilk kuralı pusette oturtabilmektir. Pusette oturmak istemeyip ağlamaya başladığı nadir zamanlarda Koray’ı nispeten kalabalık olmayan bir yere götürüp kendi kendine sakinleşmesini bekledim. O arada ilgisini çekecek oyuncaklar da verdim. Puset, hem sizin hem de onun için rahatlık demektir.Ya da ev içindeki bazı kurallar. Yemek yerken TV seyrettirmiyor sanız hiç bir zaman izin vermeyin. Bu tip kural bozmaların tek seferi yoktur. Bir kere yapıldı mı her zaman yapılabilirdir çocuklar için. O yüzden kuralları belirleyin ve ne kadar zor olursa olsun vazgeçmeyin uygulamaktan. Zaten bunlarında çok olmaması gerekiyor.
şimdi de muhteşem insan Harvey Karp ne diyor, ona bakalım
Tüm çocuklar huysuzluk nöbetleri geçirir; bu normaldir! … çocuğunuzun sorunlu olduğunu veya ebeveyn olarak hata yaptığınızı düşünmemelisiniz.
Engelleme stratejileri: [Çocuğunuza] … gün içinde bol bol zaman ayırın, onu açık havaya çıkarın, iyi uyumasını ve beslenmesini sağlayın, övün, …, onunla sabır ve güven egzersizleri yapın. Her gün onu neler beklediğini çocuğunuza önceden anlatın ve bunlarla ilgili tutarlı kurallar koyun.
Kontrol altına alma stratejileri: Eğer çocuğunuzun sinirlendiğini fark ederseniz, büyük ölçekli bir huysuzluk nöbeti yaşamasını önlemek için, Fast-Food Kuralını ve Yumurcak-ça’yı kullanarak duygularını dillendirmeye başlayın. [Bunların ne olduğunu kitapta anlatıyor]
…
Çocuğunuzu telkin etmeyi ve onun dikkatini dağıtmayı tamamen sakinleştikten sonraya bırakın. Çocuğunuz eski haline döndükten sonra sıra size gelmiş demektir. İki tarafın da kazanacağı bir çözün bulmaya çalışın: “Kurabiye mi istiyorsun? Hadi yemekten sonra yemek için iki kurabiye alalım” deyin.
Hiçbir şey işe yaramadığında: Eğer görmezden gelmek işe yaramıyorsa, çocuğunuz yıkıcı ve agresif hale geldiyse, kontrolü ele almanız gerekiyor demektir. Ona arkadan sarılıp (kollarını sabitleyerek), kulağına her şeyin yoluna gireceğini ve onu sevdiğinizi fısıldayabilirsiniz. Eğer hala direniyorsa mola vakti gelmiş demektir.
…
Sokakta yaşanan huysuzluk nöbetleri daha da zordur, çünkü yabancıların yanında meydana gelirler. … Süpermarkette ya da sokakta bu tip olaylar yaşamamanın anahtarı önceden plan yapmaktır. Eğer mümkünse uyku ve yemek saatlerini atlamayacak şekilde dışarı çıkın. Gezilerinizin kısa ve planlı olmasına özen gösterin. Bir kerede en fazla bir-iki iş yapın. … Çocuğunuzla beraber dışarı çıktığınızda yanınızda daima atıştıracak bir şeyler olmasına ve onu oyalayacak yapıştırma, boya, kağıt-kalem olmasına özen gösterin.
her yaşın sendromu varsa yandık yahu :(
efenim 2 yaş sendromu dalgalanmaları yaşadığımız ve nisan'ın huysuzluklarının tavan yaptığını gördüğümüz için bu günkü konumuz, 2 yaş sendromu. ha! şöyle bir şey de var, nisan çok şükür ki anlatılanlar ve okuduklarım ve gördüklerim kadar zirvede yaşamıyor bu sendromu. bizde durum daha çok,
-nisan! hadi gel banyo yapalım!
-hayıv, yapmayalım
-annecim, terlemişsin üstünü değiştirelim!
-teylemedim, diiiştirme!
-kuzusu! sana şu kitabı okuyayım mı?
-hayıv okuma!
-peki bunu okuyayım mı?
-hayıv, beeeenmedim! bunu oku (ilk göserdiğim kitabı gösterir)
-bebeğim, sana makarna yapayım mı?
-hayıv, yapma....... yap
-hadi gel yemek koydum
-ben yicem!
-nisancım, kaşığı nasıl tutman gerektiğini göstereyim.
-gösteeeme, ben yicem!
-beni bir kere öpsene
-öpmicem
-sarılsana
-sayılmıcam
-iyi ben de sana sarılmayacağım zaten
-sayılcam :))
-öpmek istemiyorum seni, sen de beni öpme
-öpüceeeeeeem :)))
yaa, işte bizde durumlar böyle. ne söylesek tersini söylüyor. her şeyi kendi başına yapmak istiyor. babasına sürekli git, gelme diyor. canım sevgilim elbette buna çok üzülüyor. ben bu duruma daha çok üzülüyorum. nisan bana inanılmaz düşkün. bazı geceler kucağımda uyumak istiyor. mesela, bu sabah saat 5'te uyandı ve anne kucak diye tutturdu. kucağıma yattı, dakikalarca öyle kaldı. benden ayrılmak zor geliyor ona, elbette ki bana da. ama allah'tan artık, "nisan'cım ben şimdi işe gideceğim, akşam geleceğim tamam mı annecim?" diye sorduğumda,"tamam" diyor ve arıza çıkarmıyor. sanırım artık akşamları döneceğime güveniyor. anneye güvenli bağlanma mevzusu var ya, tam da bu işte. bebekler, anneleri gözlerinin önünden bir dakikalığına bile kaybolsa, anneleri bir daha gelmeyecek diye düşünürlermiş ve bu onları ciddi bir bunalıma itermiş. anneye güvenli bağlanma ve ebeveynlerin çocuk üzerinde bir güven duygusu oluşturması çok önemliymiş. sanırım biz bunu başardık. bana güveniyor ki akşama geleceğimi, ona vakit ayıracağımı, oyun oynayacağımızı, onu güldüreceğimi, eğleneceğimizi biliyor ve arıza çıkarmıyor. gerçekten de eve döndüğümüzde eğer çok acil yapılması gereken ev işim yoksa, zamanımı ona ayırıyorum, ona yoğunlaşıyorum. sürekli kafamı ay şu aktiviteyi mi yapsak, ay acaba bugün çocuğuma ne öğretsem diye yormuyorum. çünkü ne yaparsak yapalım, önce onun eğlenmesi ve birlikte geçirdiğimiz zamandan keyif alması önemli. mesela, annemlerden nisan'ı alıp eve gidene kadar, yolumuzun üzerindeki ağaçlara dokunuyoruz, çiçeklerin renkleri hakkında konuşuyoruz, bulutları tutup tutamayacağımız hakkında soru soruyor bana. kedi görüyoruz mesela, onu sevmek için duruyoruz. trafik lambalarındaki kırmızı ve yeşil adamı anlatıyorum ona. evde saklambaç oynuyoruz, ben ona makarna yapıyorum, o da kendi oyuncak tenceresini alıyor, yemek pişiriyor. kitap okuyoruz, sıkılıyor, bir başkasını okuyoruz.
bu dönemi onun için de bizim için de zorlaştırmadan geçirmek için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. benim de elbette sabrımın taştığı zamanlar oluyor. bağırdığım ve sonra milyon defa pişman olduğum zamanlar. ama pişman olsam da asla kızdığım şeyle ilgili ödün vermiyorum. biraz yumuşasam tekrar tekrar yapıyor aynı şeyi. ödün vermesem de şansını deniyor ama en azından kızıyor olduğumu ve tavrımın ciddi olduğunu bildiğinde çok da fazla üstelemiyor. bazen onu yalnız bırakmaya çalışıyorum, çünkü tüm gün yeterince gözetim altında olduğundan onun da özgür bir alana, özgür bir zamana ihtiyacı olur diye düşünüyorum. o beni yanında istediğinde zaten "ninoooooooo!" diye sesleniyor :)
ama yine de zor bir dönemden geçiyor, yığınla bilgi aldım, yığınla yazı okudum bununla ilgili. eskiden büyüklerin "ayyyy, bu çocuğa ne olmuş böyle? çok şımarmış, hiç böyle değildi" dedikleri şey işte bu sendrom. yani eğer, eskiden yoktu böyle şeyler, yeni yeni şeyler duyuyoruz diyorsanız, çocuklarınızın o yaşlarını bir anımsamaya çalışın. etrafınızdakilerin, belki de sizin bile söylediğiniz, "bu çocuk çok şımardı, hiç böyle değildi. bir anda huyu değişti" dediğiniz dönem, tam da bu döneme denk gelecektir.
-nisan! hadi gel banyo yapalım!
-hayıv, yapmayalım
-annecim, terlemişsin üstünü değiştirelim!
-teylemedim, diiiştirme!
-kuzusu! sana şu kitabı okuyayım mı?
-hayıv okuma!
-peki bunu okuyayım mı?
-hayıv, beeeenmedim! bunu oku (ilk göserdiğim kitabı gösterir)
-bebeğim, sana makarna yapayım mı?
-hayıv, yapma....... yap
-hadi gel yemek koydum
-ben yicem!
-nisancım, kaşığı nasıl tutman gerektiğini göstereyim.
-gösteeeme, ben yicem!
-beni bir kere öpsene
-öpmicem
-sarılsana
-sayılmıcam
-iyi ben de sana sarılmayacağım zaten
-sayılcam :))
-öpmek istemiyorum seni, sen de beni öpme
-öpüceeeeeeem :)))
yaa, işte bizde durumlar böyle. ne söylesek tersini söylüyor. her şeyi kendi başına yapmak istiyor. babasına sürekli git, gelme diyor. canım sevgilim elbette buna çok üzülüyor. ben bu duruma daha çok üzülüyorum. nisan bana inanılmaz düşkün. bazı geceler kucağımda uyumak istiyor. mesela, bu sabah saat 5'te uyandı ve anne kucak diye tutturdu. kucağıma yattı, dakikalarca öyle kaldı. benden ayrılmak zor geliyor ona, elbette ki bana da. ama allah'tan artık, "nisan'cım ben şimdi işe gideceğim, akşam geleceğim tamam mı annecim?" diye sorduğumda,"tamam" diyor ve arıza çıkarmıyor. sanırım artık akşamları döneceğime güveniyor. anneye güvenli bağlanma mevzusu var ya, tam da bu işte. bebekler, anneleri gözlerinin önünden bir dakikalığına bile kaybolsa, anneleri bir daha gelmeyecek diye düşünürlermiş ve bu onları ciddi bir bunalıma itermiş. anneye güvenli bağlanma ve ebeveynlerin çocuk üzerinde bir güven duygusu oluşturması çok önemliymiş. sanırım biz bunu başardık. bana güveniyor ki akşama geleceğimi, ona vakit ayıracağımı, oyun oynayacağımızı, onu güldüreceğimi, eğleneceğimizi biliyor ve arıza çıkarmıyor. gerçekten de eve döndüğümüzde eğer çok acil yapılması gereken ev işim yoksa, zamanımı ona ayırıyorum, ona yoğunlaşıyorum. sürekli kafamı ay şu aktiviteyi mi yapsak, ay acaba bugün çocuğuma ne öğretsem diye yormuyorum. çünkü ne yaparsak yapalım, önce onun eğlenmesi ve birlikte geçirdiğimiz zamandan keyif alması önemli. mesela, annemlerden nisan'ı alıp eve gidene kadar, yolumuzun üzerindeki ağaçlara dokunuyoruz, çiçeklerin renkleri hakkında konuşuyoruz, bulutları tutup tutamayacağımız hakkında soru soruyor bana. kedi görüyoruz mesela, onu sevmek için duruyoruz. trafik lambalarındaki kırmızı ve yeşil adamı anlatıyorum ona. evde saklambaç oynuyoruz, ben ona makarna yapıyorum, o da kendi oyuncak tenceresini alıyor, yemek pişiriyor. kitap okuyoruz, sıkılıyor, bir başkasını okuyoruz.
bu dönemi onun için de bizim için de zorlaştırmadan geçirmek için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. benim de elbette sabrımın taştığı zamanlar oluyor. bağırdığım ve sonra milyon defa pişman olduğum zamanlar. ama pişman olsam da asla kızdığım şeyle ilgili ödün vermiyorum. biraz yumuşasam tekrar tekrar yapıyor aynı şeyi. ödün vermesem de şansını deniyor ama en azından kızıyor olduğumu ve tavrımın ciddi olduğunu bildiğinde çok da fazla üstelemiyor. bazen onu yalnız bırakmaya çalışıyorum, çünkü tüm gün yeterince gözetim altında olduğundan onun da özgür bir alana, özgür bir zamana ihtiyacı olur diye düşünüyorum. o beni yanında istediğinde zaten "ninoooooooo!" diye sesleniyor :)
ama yine de zor bir dönemden geçiyor, yığınla bilgi aldım, yığınla yazı okudum bununla ilgili. eskiden büyüklerin "ayyyy, bu çocuğa ne olmuş böyle? çok şımarmış, hiç böyle değildi" dedikleri şey işte bu sendrom. yani eğer, eskiden yoktu böyle şeyler, yeni yeni şeyler duyuyoruz diyorsanız, çocuklarınızın o yaşlarını bir anımsamaya çalışın. etrafınızdakilerin, belki de sizin bile söylediğiniz, "bu çocuk çok şımardı, hiç böyle değildi. bir anda huyu değişti" dediğiniz dönem, tam da bu döneme denk gelecektir.
10.09.2013
fuara gittik biiiiiz
bülent ortaçgil konserinin sound check'i vardı. bizimki yine oynuyor :)
bakışa bak yaaaa! töbe yareppim :))
evde de rahat bırakmadım çocuğu :)
mickey izliyor pür dikkat
çarşıda kırmızı kedi diye bir kitapçı keşfettik. nisan inanılmaz eğlendi orada.
kitap almayı da ihmal etmedik tabi :)
bodrum yolundayız
çok yorulmuş, dinleniyormuş :)
bu çocuk ne yapıyor demeyin. biz de bilmiyoruz :))
şortuma çiş yaptım diyoooo :)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)













































































































.jpg)




















