bu aralar zor geçiyor günlerimiz. cumartesi gününden beri nisan kuşu hiç bir şey yemiyor diyebiliriz. süt içiyor, bir iki tane cici bebe ve etimek'le besleniyor. ne oldu bu çocuğa diye düşünürken, 7. dişi geldikten sonra, 8. dişinin de şiştiğini farkettim. aaa yeni diş geliyor dedim ama bir yandan da düşünüyorum bu çocuk şimdiye kadar hiç böylesine iştahsız olmadı. bu iştahsızlık da değil resmen yemeği reddediyor. gelgelelim karnı da aç, mama diye ağlıyor. ne yapacağımızı şaşırdık hepberaber. cumartesi günü her sabah hazırlanan kahvaltısını yapmadı. bizimle beraber masadakilerden tırtıkladı. huzursuzluk vardı ama aşırı değil. evdeydik bütün gün harala gürele geçti. pazar günü kötü başladı. sabah huzursuz uyandı, beraber kahvaltı hazırlarken mutfakta, babası mama sandalyesinden kucağına almak istedi. neden bilmiyorum ağlamaya başladı ve bu aralar sıklaşan katılma nöbeti oldu. yüzü morardı, dudakları morardı, bence dakikalar sürdü ama reelde şimdiye kadarki en uzun soluksuz kalışıydı, 15 saniye falan sürmüştür herhalde. kendine gelip nefes aldıktan hemen sonra bir kere daha ama daha kısa katıldı. bizim elimiz ayağımız kesildi tabi. ters geldik resmen bir pazar sabahı. böyle başlayıp güzel devam eder mi gün? etmesi için elimizden geleni yaptık ama başarılı olabildik mi? pek sanmıyorum. havası değişsin, eğlensin biraz diye carrefour'a oyuncaklara götürdük onu. o kısım iyiydi. geri kalan zamanlarda yemek yemedi, arabasına binmek istemedi, mama dedi ağladı, istediğini almadık ağladı, herşeye ağladı.. pazar gününün sonunu da böyle getirdik. düne kadar da keyif yerinde, iştah berbattı. ki halen daha bir şey yemiyor.
dün akşam rutin doktor kontrolüne götürdük miniki. aynı zamanda su çiçeği aşısını da olacaktı. doktoru beklerken, polklinikteki koca akvaryumun karşısında kendinden epeyce büyük abileriyle lafladı, kudurdu, balıklara şaşırdı. doktoru geldi, bir sıkıntımız yok herhalde deyince annemle birlikte bu sefer vaaar diye kustuk resmen adama. sıraladık teker teker. katılma nöbetleri havale geçirmediği sürece sorun değilmiş. zamanla geçicekmiş, sabır dedi. yemek yemediğini söyledik, o var mı bu var mı sordu. yok dedik. bence dişten dedim ben. olabilir bir kontrol edelim dedi. kilo vermiş biraz, boy aynı. boğazda birşey yok. amaaaaaaaaa, dişler nanay. biz sanıyorduk ki sadece 8. diş geliyor. yanılmışız. üst azıların ikisi birden geliyormuş. ve görüntü çok kötüydü. diş etleri şişmekle kalmamış, morarmış resmen. çocuğun sıkıntısının sebebi buymuş meğer. gerçi yine de her ihtimale karşı bir idrar tahlili yapılacak, idarar yollarında iltahaplanma var mı kontrol etmek için. ama yüksek ihtimalle bir şey çıkmayacak. olayın sorumlusunu dişler ilan ettim ben :) yapacak bir şey de yok tabi. bir sabır tavsiyesi de onun için aldık.
geçen pazar diş etine dentinox sürdük ilk defa, kustu. dün doktoru bitkisel bir jel verdi onu deniyeceğiz bakalım. umarım bir işe yarar, ağrısını acısını hafifletir. bu günler böyle geçiyor. az kaldı deyip kendimize umut veriyoruz. şu azılar da patlayınca tam 10 dişi oluyor. ki toplam da zaten çıkması gereken diş sayısı 20. ayrıca 20 dişin 4 tanesi 2-3 yaşları arasında çıkıyormuş.kaldı mı bize 16 diş? e 10 dişi var halihazırda. bu durumdaaa bizi bekleyen 6 diş daha kaldı. biz diyorum, çünkü o dişleri hepimiz çıkarıyoruz onunla beraber diyebilirim :)
19.12.2012
11.12.2012
her şey tersine
vallahi geçen hafta adına yazacak pek bir şey gelmiyor aklıma :( bir kere havalar zort of the tırt, sonra hafta sonumuzu evde geçirdik, ayrıca ben nezleyim ve son olarak bilgisayarıma çektiğim fotoları aktarırken bir çoğu yanlışlıkla silindi, asabım bozuk.
geçen hafta salı doktor kontrolü vardı kuzunun. ayrıca su çiçeği aşısı da olacak diye biliyorduk ki, yanlış biliyormuşuz. bir yaş aşılarını 9 kasımda olmuştu nisan kuşu ve su çiçeği aşısının yapılabilmesi için o aşıların üzerinden en az 1 ay geçmesi gerekiyormuş. bu sebeple 15 aralıkta aşı için gideceğiz.
cumartesi ve pazar evdeydik. hiç bir yere gitmedik. hava yağmurlu ve çok soğuktu. zaten nezlesel durumum vardı. keyfim yoktu. oturduk evde. baba-kız oynarlarken ben iş yaptım, ben kızımla oynarken baba alışveriş yaptı. yağmur yağdı, gök gürledi, şimşekler çaktı, hava açtı, tekrar yağdı. eee, izmir bu kardeşim havasına, suyuna, bir şeyine daha güven olmuyordu ama aklıma gelmedi işte o şey :))
geçen haftaya dair anlatılacak çok bir şey yok. nisan'a henüz tek başına yürüme güveni gelmedi. mutlaka, yürüyecekse elini uzatıyor tutmamız için. sanırım yürüyerek etrafı keşfetmek çok hoşuna gitti bıdığın, sürekli yürümek istiyor. kendi başına en fazla 6-7 adım atabildi henüz.
bu aralar takıntısı çorapları. ayağında sürekli ayakkabı olduğundan ve çokça terleyen bir çocuk olduğundan , ayakları çok terliyor. bu da onu rahatsız ediyor sanırım. ayakkabıları çıkarır çıkarmaz çoraplarını çekiştirmeye başlıyor. sonra oyun oynuyoruz. çıplak ayaklarını burnuma sokup bekliyor kuduruk. koklayıp, pööööfff, çok kötü kokuyor yapacakmışım. yeni kelimelere gelince; hadi diyor. daha önce yazmışmıydım bilmiyorum. bir süredir söylüyor bunu. yatmadan önce mutlaka süt içiyor her gece. dün gece ilk defa babası içerde sütünü hazırlarken, "babbba gehh üs" dedi. meali mi ne? "baba gel süt getir" babasının sütünü hazırladığını biliyor artık sıpa :)
cumartesi günü yeni iki tane şarkı öğrendik, onu söylüyorum, o da bana hareketleriyle eşlik ediyor. birisi the finger family. http://www.youtube.com/watch?v=M3BUH5CcufE. ben parmaklarımı oynattıkça o da aynısını yapıyor, alkışlıyor, poposunu sallıyor :) diğer şarkı da http://www.youtube.com/watch?v=hQEALR3ioDM. sayesinde çocuk şarkıları repertuarımı genişletiyorum.
şu bilgisayara aktarırken silinmeyen fotoğraflardan ekliyorum birazdan. haftaya görüşürüz :)
geçen hafta salı doktor kontrolü vardı kuzunun. ayrıca su çiçeği aşısı da olacak diye biliyorduk ki, yanlış biliyormuşuz. bir yaş aşılarını 9 kasımda olmuştu nisan kuşu ve su çiçeği aşısının yapılabilmesi için o aşıların üzerinden en az 1 ay geçmesi gerekiyormuş. bu sebeple 15 aralıkta aşı için gideceğiz.
cumartesi ve pazar evdeydik. hiç bir yere gitmedik. hava yağmurlu ve çok soğuktu. zaten nezlesel durumum vardı. keyfim yoktu. oturduk evde. baba-kız oynarlarken ben iş yaptım, ben kızımla oynarken baba alışveriş yaptı. yağmur yağdı, gök gürledi, şimşekler çaktı, hava açtı, tekrar yağdı. eee, izmir bu kardeşim havasına, suyuna, bir şeyine daha güven olmuyordu ama aklıma gelmedi işte o şey :))
geçen haftaya dair anlatılacak çok bir şey yok. nisan'a henüz tek başına yürüme güveni gelmedi. mutlaka, yürüyecekse elini uzatıyor tutmamız için. sanırım yürüyerek etrafı keşfetmek çok hoşuna gitti bıdığın, sürekli yürümek istiyor. kendi başına en fazla 6-7 adım atabildi henüz.
bu aralar takıntısı çorapları. ayağında sürekli ayakkabı olduğundan ve çokça terleyen bir çocuk olduğundan , ayakları çok terliyor. bu da onu rahatsız ediyor sanırım. ayakkabıları çıkarır çıkarmaz çoraplarını çekiştirmeye başlıyor. sonra oyun oynuyoruz. çıplak ayaklarını burnuma sokup bekliyor kuduruk. koklayıp, pööööfff, çok kötü kokuyor yapacakmışım. yeni kelimelere gelince; hadi diyor. daha önce yazmışmıydım bilmiyorum. bir süredir söylüyor bunu. yatmadan önce mutlaka süt içiyor her gece. dün gece ilk defa babası içerde sütünü hazırlarken, "babbba gehh üs" dedi. meali mi ne? "baba gel süt getir" babasının sütünü hazırladığını biliyor artık sıpa :)
cumartesi günü yeni iki tane şarkı öğrendik, onu söylüyorum, o da bana hareketleriyle eşlik ediyor. birisi the finger family. http://www.youtube.com/watch?v=M3BUH5CcufE. ben parmaklarımı oynattıkça o da aynısını yapıyor, alkışlıyor, poposunu sallıyor :) diğer şarkı da http://www.youtube.com/watch?v=hQEALR3ioDM. sayesinde çocuk şarkıları repertuarımı genişletiyorum.
şu bilgisayara aktarırken silinmeyen fotoğraflardan ekliyorum birazdan. haftaya görüşürüz :)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





























































