3.10.2012

eylül'e dönersek

daha uzun zaman geçmeden üzerinden yazmalıyım eylül'ün son iki haftasını. iki hafta öncesine dönelim. neler yaptık, nisan ateş'ten kurtuldu, iştahı iç güveysinden hallice oldu. hafta su gibi geçti. cumartesi oldu, doktor kontrolü vardı. boğaz da bir sorun yok. boyu uzamış, kilo almış, kafası büyümüş, artık bizim yediğimiz herşeyi (bir kaç bir şey dışında, mesela hala bal yok, çilek yok ki zaten mevsimi değil, patlıcan yok..) tuzsuz olmak kaydıyla yiyebilir. mesela artık bebek yoğurdu yemeyecek. normal yoğurda geçtik, peynir de labne değil, suda bekletilip tuzu alınmış peynir yiyebilecek. falan filan.. bunun dışında hala yürümüyor. ama uzun zamandır yaptığı gibi koltuğa tutunup ayağa kalkıp sıralıyor. emekleme zaten ışık hızında. her şey dede, ama en başta babam dede. gece uyanır gibi olduğunda bile dede diyor. baba diyor, aç, ver, çiçi(çiçek), aaada(arda), bazen ceeğeen(ceren). kelime haznesi şimdilik bundan ibaret. ver dediğim şeyi veriyor, al dediğimde alıyor. gözünün, kulağının, ağzının, burnunun, dilinin yerlerini gösteriyor. sürekli takipte, yaptığımız her şeyi taklit ediyor.
cumartesi doktor ziyaretimizden sonra çarşıya gittik üç nesil kızlar olarak. bir kaç işimiz vardı, biraz da dolandık, kahve keyfi yaptık derken akşam oldu zaten. kısa bir babane ziyareti yaptık. evimize döndük.

pazar sabah erkenden iş başı yaptık minnakla. ne yapsak diye düşünürken hadi ikea'ya kahvaltıya gidelim dedik. olur, olmaz, uykusu var, olsun uyur orda, yok uyumaz derken en sonunda amaaan en fazla ağlar zırlar kriz moduna girerse eve döneriz dedik ve yollandık. bizimki çok uykusu geldiğinden yolda mızmız yaptı, uyur gibiydi, biraz daha dolanalım belki uyur dedik ama uyumadı. uyumayınca biz de içeri girmeye karar verdik. ardacım tatlım kahvaltılarımızı alırken biz de nisan hanımla yer beğendik, yerleştik. babası meyve suyu almış, bizimkinin gözü onda, plastik şişeyi kemirecek ya, babası da verdi eline. dındııııın! şişenin üzerindeki etiketin bir kısmını (ki sert bir plastikten yapılmış etiket bu) nisan hanım kemirirken koparmış yutmuş. fakat zannımca dilinin üstüne yapışmış ve biz farkında değiliz. ben de kahvaltıma başlamıştım. ekmeğimden biraz kopardım ve nisan'ın ağzına verdim. bizimki öksürmeye başladı, öksürük öğürmeye dönüştü ve biraz kustu. aaaa n'oldu öyle, sen ekmek seversin ya! falan derken bir öğürme silsilesi başladı arkasından malum her yer kusmuk içinde. onun üstü başı, yerler, bizim avuçlarımız... aaa bir de baktık kusmuğunun içinden yuttuğu o plastik parça çıktı. ekmekten kusması imkansız, her zaman yediği şey çünkü. suçlu ortaya çıktı işte. neyse, onu paniğe sokmadan( çünkü zırılzırıl ağlamaya başladı), aa tamam geçti, falan fıstık dedik. babası enkazı toparlamaya çalışırken ben de kuzuyla üst baş değişimi için bebek bakım odasının yolunu tuttum. üstünü değiştirip döndük. kahvaltımıza devam ettik kaldığımız yerden. kuzucumda evden çıkmadan yediği kahvaltısının hepsini kustuğu için süte talim tabi.
daha sonra ikea'da dolandık biraz. oradan çıktık, artık deli gibi uykusu geldi. aldım kucağıma yatırdım. pişşş pişşş diye diye salladım salladım, üç dakika içinde bayıldı kucağımda. hemen yatırdık arabasına ve tam iki saat arabasında uyudu. biz de uyanmasın diye tam iki saat ikea'yı tavaf ettik. uyandı, öğle yemeğini yedi. avm günümüzdeyiz ya o gün, hadi kalktık bir de çiğli kipa'ya gittik. gerçi gitmemizin sebebi arda'nın ayakkabılarını değiştirmekti ya neysee. o hafta sonu öyle geçtiii.


gelelim geçen haftaya. geçen hafta başında nisan nezle oldu. hayat bizim için kabusa döndü. özellikle ilk üç gün uykuları berbattı. burnu tıkalı, nefes alamıyor. vızvızvız bütün gece ağlar durur. burnundaki sümükleri çekmeye çalışırsın otribebe'yle istemez yine vızvızvız. iyi okyanus suyu sıkayım bari dersin, istemez yine vızvız. 4. gününde geçti gibi oldu, ertesi günü yine burun akıyor falan. bak işte o gün bu gün, çocuğun burnu hala tıkalı, zaman zaman akıntı devam ediyor. bu cumartesi allahtan doktor muayene edecek. bu kadar zaman neden geçmediğine bir yorum getirecektir tahminim.
geçen cumartesi evdeydik gündüz, akşam üstü annem, nisan, arda ve ben bir çarşıya gittik. onun dışında bir aksiyon yoktu. pazar ise süperdi :) kuzen ıtır'larla beraber sasalı'daki doğal yaşam parkına gittik. nisan oksijen komasına girdi. yeni yeni hayvanlarla tanıştı. bir çoğu hiç ilgisini çekmedi. ama keçiler, tavşanlar, midilli'nin olduğu yer acayip hoşuna gitti. keçiler "meee"ledikçe, bizim ki de "meee"ledi. balık havuzuna bayıldı resmen. değişik ve çok güzel bir gün oldu onun için de bizim için de. açık hava, bol oksijen, güneş derken akşam evde bayıldı yavrucak. müthiş bir uyku çekti. e tabi biz de :)  fotoğraf konusuna yarın gireceğim a dostlar. şimdilik bu kadar :)

18.09.2012

                                                  böyle uyuyan bir kızımız var :)


  kafasını böyle göbeğime koyup poz veren aynı zamanda :)

dedesi böceğe salıncak yaptı, çok mutlu çoook :))
bir uçtan o bir uçtan ben, erik böyle paylaşılır :)

balonunu elinden almışlar, çok gergin :/


o parmak hep havada yahu!








kızım marka oldu :)






bir su şişesi sayesinde böyle krize girdi :)
ortaçgil zamanı
canım yaaa..

bu sabahtan

işte nisan sultan ve tahtı :)




ne güzelsin cumartesi

geçtiğimiz cumartesi beni heyecanlandıran bir gündü. ortaçgil konseri vardı. tamam ortaçgil'i seviyorum da, erkan oğur gruptan ayrıldığından beri daha bir buruk, isteksiz dinliyordum. hele erkan'sız son iki albüm çoook eksikti bence. geçtiğimiz cumartesi yıllar sonra ikisini aynı sahnede dinleme şansını elde ettik. tüm konser boyunca beraberler sanıyordum ama erkan oğur konuk oldu sadece 6-7 şarkıya. olsun o da güzeldi. ve bir güzellik daha vardı gecede, o da birsen tezer.. güzel insan, güzel ses gecemi aydınlattı. neticede uzun zamandır böyle bir gece yaşamamış olan bu bünye doyuma ulaştı. konser öncesi kuzenlerle buluşup leman kültür'e uzandık şöööyle. sohbet, muhabbet güzel, ortam güzel, alsancak sınırlarına girmemişiz çoktandır. oooh keyfimizi yaptık yani. nisan ne mi yaptı? cumartesi gündüz onun için de güzeldi bence. forum'a oradan çiğli kipa'ya gittik. tırtıla bindi kipa'da, dönen salıncaklara bindi. gezdi, tozdu, kudurdu, bizi kudurttu ve yoruldu. akşam saatlerinde annane ve dedeye emanet edip, biz ortamdan tüydük. rahat rahat uyumuş (daha bir şeyden anlamıyor ya şanslıyız o bakımdan), gece konser dönüşü emanetimizi aldık, evimizin yolunu tuttuk. uyanır diye düşünüyordum, hiç uyanmadı, mızmız bile yapmadı kuşum.

pazar günü de kuzen nur'lardan oto koltuğu, ay pardon nisan'ın tahtını aldık. güzelce temizledim, sildim, sevgilim de arabaya yerleştirdi koltuğu ve nisan şu an ona oturduğunda kendini hürrem sultan falan zannediyor sanırım. kurum kurum kurulmalar, mahsun ve mağrur etrafı seyretmeler :)

kafamı kurcalayan bir şey var dostlar. nisan'ın öndeki dört dişi tamamlandı, hem de çok hızlı br şekilde. fakat neredeyse 1.5 aydır yeni diş bekliyoruz, tık yok. tüm huysuzluklarını, huzursuzluklarını dişe bağladık. iştahsızlıklarını dişe bağladık. uyku bozukluklarını dişe bağladık. ama diş bir türlü gelmedi. ne zaman gelecek acaba? ilk dördü arka arkaya çıkınca bunun da yolunu gözler olduk yahu :) hangi ayda hangi diş çıkar konulu bir araştırma yapayım ben bari. şimdilik bye!

10.09.2012

hastalık geçti, iştahsızlığı atlatmaya çalışıyoruz

minnak'ın ateşi düştü 3 gün içerisinde, toparladı iyice fakat iştahsızlık devam ediyor. gece içtiği sütünden, gündüz yediği yemeklerine kadar her şeye bir burun kıvırmaca, bir isteksizlik.
halbu ki gece sütlerine bayılır. sütü 10 dakika gecikecek olsa ağlar, zırlar. buna rağmen ya sütlerini içmiyor ya da mutlaka sonunda hatırı sayılır bir kısmını bırakıyor. meyveyi çok sever nisan, şu anda mama sandalyesine oturup kaşığı gördüğü anda ciyak ciyak bağırıyor. sesi kısılıncaya kadar çığlık atıyor. ilk başlarda güçlenmesi lazım, yesin diye zorladım itiraf ediyorum. ve bunun hata olduğunu da itiraf ediyorum. belki de benim zorlamam onda daha çok tepki yarattı yemeğe karşı. pişmanmıyım evet! artık yapıyormuyum hayır :) dersimi aldım. şimdi ne yapıyoruz? luli tv'yi açıyoruz, sabırla bir programın bitip, yeni bir programın başlamasını bekliyoruz. çünkü nisan yeni başlayan programın ne olduğunu anlamaya çalışırken, farkına varmadan ağzını açıyor. böyle böyle yemek yiyor. zor, yorucu ama şimdilik böyle. zamanla düzelecek biliyorum.

hastalığı sırasında doktoru antibiyotik verdi, ateş düşürücü verdi. ve ne yazık ki antibiyotiğe o gün öğlen 12'de başladılar. e bu durumda bir daha ki gece 12'deydi. en çok zorlayan da buydu. gece uykusundan uyandırıp o şurupları içirmeye çalışmak büyük eziyetti. nisan'ın çığlıklarından apartmandakileri bıraktım her halde sokak ayaklanmıştır. neyse ki dün itibariyle antibiyotik bitti, rahat bir nefes aldık. bir de bir şey daha antibiyotik nisan'ın poposunda mantar ve pişik yaptı. amaaaa, ıtır'dan mı birinden aklımda kalmış, zeytinyağı sürmek aklıma geldi. sürdük ve zeytinyağı mucizesine tanıklık ettik. benim diyen pişik kreminden daha fazla iyileştirici özelliğe sahip. herkese tavsiye ederiz :)

şimdilik bizden haberler böyle. gelişmelerle birlikte, yakında dönerim.  

6.09.2012

bebeğim hasta oldu

nisan kuşu 10 aylık oldu ve 10 ay içerisinde sadece bir kez ciddi hastalandı. 6. hastalık geçirdi. ateşlendi, kırmızı kırmızı döküntüleri oldu.. ve dün ilk kez üşütmeden mütevellit hastalandı. akşam üstü iş çıkışı annemlere gittiğimde hafif alnı sıcak gibi geldi. huysuzluğu, huzursuzluğu var. enerjisi yerinde fakat, ters giden bir şey var. hissettim yani, enteresan birşey ama hissediyorsun işte. yemek yedirdim, altını değiştirirken vücudu da sıcak geldi, bir ateşine bakayım dedim. 38.1'di ateşi. annemlere söyledim durumu, fakat yapacak bir şey yok. ateş ilaç verecek kadar yüksek değil. biraz daha bekleyip ateşini takip etmeye karar verdim. bu arada ishal olmuş, o da kafa mı kurcalıyordu. çünkü diş çıkarma arifesinde ve diş ateş de ishal de yapar derler, ona mı yorsam, üşüttü de onda mı böyle desem bilemedim. evimize gittiğimizde altını değiştirirken yine ateşi kontrol ettim. 38.4 yavaş yavaş yükselişe geçince doktorunu aradım. 38.6'yı geçerse calpol ver, yarın da getir hem muayene edeyim hem de kaka tahlili yapalım dedi. tamam dedik. sütünü içti uyudu minik kuş. hem de 5 dakika içinde rekor sürede sızdı kaldı. ve yaklaşık bir saat sonra ağlayarak uyandı. yine ateşini ölçtük baktık 38.7 hemen calpol verdik. onunla biraz rahatladı. ateşi düştü derken. sabaha kadar öyle böyle geçti işte. ağladı, sızladı ve sabah oldu. sabah yine ateşi yüksekti,calpol vermemize rağmen düşmedi. ben işe giderken ateşi yüksek ama keyfi yerinde bıraktım. kıyamam ona, o kadar ateşe rağmen yine yüzü gülüyordu, öpücük atıyordu..

arda annemlere bıraktıktan sonra da ellibin kere aramışımdır herhalde. gün içerisinde de ateşi 39'a kadar çıkmış. doktora gittiler. boğazında kızarıklık varmış. üşütmüş kuzucuk. antibiyotik tedevisine başladık. ateş düşürücülere devam. ılık suyla duş ve vücudunu nemli tutmak esas. bir beziyle kalacak ve böyle böyle ateşi düşecek. veee düşmüşte. az önce annem aradı ateşi 37.2'ye düşmüş. rahat bir nefes aldım doğrusu. umarım gece ateş yükselir ya, o sendromu yaşamayalım ve bu hastalık mevzusu bir an önce son bulsun. bebişim sağlığına kavuşsun :)

3.09.2012