15.04.2013

misler gibi bir hafta sonu daha

nefis bir hafta sonu geçirdik. cumartesi standart ama pazar günü ailecek gayet verimliydi doğrusu.

geçen hafta nisanın ayaklarında, özellikle parmak aralarında pullanmalar, deri soyulmaları olduğunu fark etmiştik. ayakları çok terlediği için, acaba mantar mı olduk diye geçirdik aklımızdan. medical park'tan aldık randevuyu ve annemler nisoşu götürdüler. şu an mantar değil ama böyle giderse mantar olacak. şu anda mantar adayıymış. ulen çocukcağıza son zamanlarda sürekli küçük mantar diyordum, ağzımdan yel almadı ve çocuğu mantar yaptım. ya tabi ki ilgisi yok da, bizim hatamızdan kaynaklandı. bizim çintarın ayakları üşümesin diye kışın kalın bir patik almıştık. hatta hiç dikkatimizi çekmedi ama patiğin içi sentetikmiş. zaten ayakları sucuk gibi terliyor. bir de üstüne sentetik patik giyince resmen mantarı tetiklemişiz. şimdi küçük hanımın ayaklarına günde iki defa mantar ilaçları sürülüyor. tabi hemen kendime çocuğumun ayak sağlığını iş edindim ya! daha nasıl konforlu hale gelebilir diye düşündüm düşündüm. antibakteriyel ve terleme engelleyici bir terlik bulmam lazımdı. boaonda mı, dawgs mı, ceyo mu, crocs mu derken, dedim ki her zaman en iyi bildiğinden vazgeçmeyeceksin. crocs terliği nasıl daha ucuz bulabilirim'i araştırmaya başladım bu sefer. mine yiğit'e almış geçenlerde 119 tl. ben bunu daha ucuz bulurum dedim, buldum da :) crocs'u türkiyede online olarak sadece takatuka.com satıyormuş. indirim sayfasına girdim. seri sonu indiriminde 47,90'a buldum bir crocs mutlu oldum. ama sedece mavi ve siyahta istediğim numaralar vardı. içime sinmedi bu terlikleri nasıl kız terliği yapabilirim diye düşünürken crocs jibbit'leri geldi aklıma. değişik değişik figürlerde terliklere takılan tokalar bunlar. gitti gidiyor'dan da susam sokağı karakterli tokaları buldum mu? oooh değmeyin keyfime. hem terlikleri hem tokaların siparişini verdim rahatladım. malum ben bir şeyi kafama taktıysam oldurmadan rahat edemem ya :) neyse verdim siparişleri, aaa bir baktım ikisi de ertesi gün elimde oldu. terlikler süper, tokalar daha da süper. düşünsenize 23 numero crocs. görünüşü bile komik. büyümüş de küçülmüş gibi :) bizim çintar'da hiç sıkıntısız alıştı terliklerine o daha daha süper oldu.

ahan da terlik tokaları


ahan da terlikler :)




cumartesi sabah erkenden uyandı, hazırlandık, çıktık annemlere gittik her zaman ki gibi. kahvaltımızı yaptıktan sonra nisan'ı bahçeye indireyim dedim, pişman oldum. bir ağlama, bir zırlama. besbelli erken kalktığı için uykusu geldi. eve girdik, sütünü içti ve hemen uydu. uyanınca da yine oturttuk pusetine, karşıyaka çarşıya gittik. gezdik dolandık, yemeğini yedirdik. koştu, etti, çıldırdı, dağıttı. mine'yle sabahtan konuşmuştuk, nisan doğduğunda bize verdiği ve bizim taş çatlasın iki, üç defa kullandığımız sallanan yatağı sibel'ler alacakmış, ondan eve gitmem gerekliydi. yatağı teslim ettim, oooh nisan'ın odasında mis gibi bir oyun alanı açıldı. şu balıklı, müzikli salıncağını da beril'lere verdiğimiz de daha da kocaman alan kalacak ve benim o alan için hain planlarım var. bir kaç fikrim var hangisini hayata geçirsem karar veremedim. mesela bir tanesi, o boşluğa ikea'dan çocuk masa ve sandalyesi alıp, bir faaliyet alanı yaratmak. ki, bunun için şu an belki erken olabilir tam emin değilim. diğer bir fikir nisan'ın oyun çadırını oraya koyup, oyuncak, takım taklavat ne varsa oraya yığıp odayı oyun odası yapmak. diğer muhteşem fikrim ise, nisan'ın şişme havuzunu şişirip, içine ince bir minder kestirip, oyun havuzları için toplar var ya, onlardan alıp nisan'a bir top havuzu yapmak. olması gerekenin nisan'ın odasını amacına yönelik kullanması, yani nisan'ın orada uyuması, uyanması falan dediğinizi duyar gibiyim. ama sadece duyar gibiyim. tam olarak ne dediğinizi anlayamıyorum :))
neyse ben ani bir flashback'le geri döüş yapıyorum. yatağı teslim ettim, annemlere döndüm. bizimkiler bahçedeydi. nisan son zamanlarda kürekle, tırmıkla oynamak istiyormuş. biz de çarşıdan ona kova-tırmık-kürek takımı aldık. bahçeye geldiğimde bir baktım, dedesi nisanın kovası, küreğiyle oynayabileceği kum dolu bir alan yapmış. bizimki de orada takılıyor, pek mutlu. oyun oynadık, salıncağında sallandı, sonra babası geldi. dooooğru babane-dede ziyaretine gittik her cumartesi olduğu gibi. 

pazar günü ise sabah uyanır uyanmaz benim canım sevgilimin aklına bostanlı çimlerde kahvaltı etmek geldi. yeter ki gezmek olsun hayır der miyim? demem :) hemen hazırlıkları yaptım, cümbürcemaat fırladık gittik bostanlı sahiline. bizimki orada kudurdu resmen. "parka, parka, parka" diye diyeeee başımızın etini yedi. kahvaltısını yaptırıp, parka gittik. sonra döndük tekrar, top oynadık. çimlerde koştuk, dedesi uçurtma almış, onu uçurdular.
yine yeniden söylüyorum. zaman çooook çabuk geçiyor. 4-5 ay önce yürüyemiyordu velet, şimdi yürümek ne demek, koşuyor, zıplıyor. babasıyla, dedesiyle elele tutuşup yürüyorlar ya, şöyle bir uzaktan bakıyorum. bu melek geçen sene bıdıcık birşeydi. kucağımızdaydı. küçücük bir alan kaplıyodu. şimdi, elele tutuşup yürüyorsun. yine duygusala bağlamadan, diyeceğim şudur ki! iyi ki varsın güzel bebeğim, canım çintarım, küçük canavarım. daha da çabuk geçmesin zaman bundan sonra. tadına varayım ben senin. 
pazara dönüyorum yine. kahvaltımızı yapıp, çimlerde kudurduktan sonra evimize döndük. nisan oksijen komasına girdiği için hemen sızdı kaldı. cumartesi akşamı nilay'lar davet etmişlerdi pazar günü mangala. haydeeee nisan uyuyup uyandıktan sonra bu sefer de kalktık güzelbahçe'ye bir başka oksijen komasına gittik. alirıza-emel ve çocuklar da vardı. tam nisan'ın kalemi. eda-demir-nisan üçlüsü, her ne kadar nisan onlara birkaç beden küçük gelse de yine de mutlu mesut oynadılar. biz de arkadaşlarımızla günümüzün kalan kısmını güpgüzel geçirdik. dönüşte minnak arabada uyudu kaldı. edi'yle büdü olarak bizim de tatlı krizimiz tuttu. aldık tatlımızı evimize vardık. tatlımızı da gömdükten sonra, günü daha mutlu nasıl sonlandırabilirdik ki diye düşünerek yatağa cupladık :)

Hiç yorum yok: