15.07.2013
8.07.2013
bu hafta çalışkanım
bakma sen başlığa, pazartesi sendromuna uykusuzluğu da ekledim, buradayım. gözlerim sanki bir boyoz. bakışlarım sanki bir balık. beynimin verdiği "uyanık kal" komutu, gözlerim tarafından şiddetle reddediliyor. uykum vaaaaağğğrrrr! #direnboyozgöz
cumartesi günü "erken gelicem, ayfuş'lara gidelim" diyen arda'ya kandık. sabah annemlerde kahvaltı ettikten sonra eve döndük. nisan uyudu. o uyurken ben de hazırlıklarımızı yaptım. sanki on gün tatile çıkıyormuşcasına nisan çantası hazırladım. kendi çantamızı hazırladım. alt tarafı bir gecen ayfuş'larda kalıcaz. neyse, hazırlandım ve evin babası, her yere zamanında yetişme ve söylediği zamanda söylediği yerde bulunma üstadı, biricik eşimi beklemeye başladım. nisan uyurken kitap okudum, nisan uyandı oyun oynadık, karnı acıktı yemek yaptım, yedirdim, mısır istedi ısıttım yedik beraberce, ayran istedi yaptım, içti.... baba hala ortalıklarda yoktu. nihayet geldiğinde günün "erken" olarak kastedilen kısmını zaten çoktan geçmiştik :) yola çıktık. dedeyi ve bobo'yu aldık. bekle bizi ayfuş biz geliyoruz derkeeeeen! hoooop, karşıyaka'dan çıkar çıkmaz nisan incem diye tutturdu. olmaz dedikçe boncuk boncuk yaşlar dökülüyor. istemeye istemeye aldım kucağıma, mutlu oldu. güle oynaya gittik ayfuş'lara. orada kendinden geçti resmen. babane orada, ayfuş orada, dedeler orada, mıstık orada.. kudurdu da kudurdu. sonraaaaaaaa.. sonrası fena oldu. uyku zamanı geldi. hadi bıcı yapalım sonra yatalım dedim. bıcı yaptı, başladım sallamaya. sıkıntılı oldu uzun sürdü ama neticede uyudu. rahat bir nefes aldım. fakat oda öyle sıcaktı ki anlatamam. bir de odanın balkonu aynı zamanda oturma odası ve mutfağında balkonu ve cümbürcemaat yemek yeniyor o balkonda. e, cam açık, balkondaki çatal, bıçak, tabak sesleri aynen odaya naklen yayın. dışarıdakiler konuşuyorlar, sesleri olduğu gibi odada. dedim ki uyudu ama yemeğimi yiyeyim, bulaşığa yardım edip bir duş alır hemen yanına yatarım. yanında benim olduğumu görünce rahat uyur diye. yemek yedim, daha bulaşığa yardım ederken "nisan ağlıyor" dediler, koştum odaya. bizimki yataktan inmeye çalışıyordu. hemen aldım ayağıma, sallamaya başladım. sallıyorum uyuyor, duruyorum uyanıyor. bu böyle bir saat devam etti. tamam uyudu dedim, ayağımdan bıraktım, arda'yı çağırdım. sen dedim beş dakika yanında dur, ben bir duşa gireyim, hemen yanına yatacağım. tamam dedi. ben duşa girdim, ağlama sesi gelmeye başladı. alelacele duşa aldım. fırladım yanına gittim. aldım yine ayağıma sallamaya başladım. ama bizimki gözünü kapatmıyor. şarkı söylüyor, alkış yapıyor, yarım saat geçti, baktım uyuyacağı yok. arda'ya hadi evimize gidelim dedim. o da sağ olsun hemencik kalktı. evimize döndük. yolda bizimki uyudu kaldı. eve geldiğimizde fosur fosur uyuyordu. sabah da ortalama bir saatte kalktı. ama o ortalama saatte biz uyanmak istemiyorduk ki. gözünü açar açmaz anne, baba diye yanında böğüren bir velet olunca, onun uygun gördüğü saatte uyanmak farz oluyor. kahvaltıya annemler çağırdı. kalktık gittik. hadi denize gidelim dediler. foça'ya gidelimle başlayan muhabbet çeşme'ye bağlandı. nisan uyuyup uyanınca hazırlığımızı yaptık çeşme'ye gittik. biraz geç çıktık tabi yola. ılıca ana-baba günüydü. burada denize girilmez hadi pırlantaya gidelim dedik. dalyan kavşağına geldiğimizde aklıma önder geldi. hemen aradım, dalyan'da nerede denize girilir öğrendim. sera beach'e gittik. deniz değil o ya! resmen havuz. soğuk değil sıcak değil. rüzgar yok, dalga yok.tertemiz bir su. diğer plajlara göre çok kalabalık değil. nitekim bizim gittiğimiz saatte geç bir saatti. gelelim nisan'ım su kuşuma. daha denizi görür görmez, bıcı bıcı demeye başladı. deniz kenarına inince de kendini suya atmaya çalıştı. babasıyla denize girdiler. zerre kadar korku, çekinme yok. oooh diye diye yüzdü. yarım saatten fazla belki denizde kaldık. oynadık, yüzdük. çıkmak istemedi. sonra kıyıya çıkınca da deniz kenarında kumla oynamak istedi. kovası, küreğiyle oyalandı. hava serinlemeye başlayınca, toplandık bindik dönüş yoluna çıktı. tabi dönüş için geç bir saatte çıktık. pazar günü bizim gibi günübirlikçilerin hepsi o saatte dönüşe geçince, trafik inanılmazdı. saat 9'a doğru yola çıktık. eve vardığımızda saat 12'ye geliyordu. nisan'ın uykusu yine bölündü. kucağımda uyuyakaldı. saatlerce o iki büklüm ben iki büklüm.. dönüş tam bir eziyetti yani. evin önüne geldiğimizde uyandı. tabi bu arada uyku öncesi ağlamaları, uyku arası mızıldanmaları yazmıyorum bile. eve çıktık, uyandı nasılsa diyerek, girdik banyoya. bir güzel yıkandı, rahatladı, sütünü içti. hoooop yatağa tekrardan. zor uyudu ama o uyuduğunda ben de bitmiştim artık. ertesi gün iş var. nisan uyuduğunda saat 12:45, duşa gir çık, yatana kadar saat oldu 01:20. bu gün de geberik gibi işe geldim.
allah'ım sen yardım et de bu günü sağ salim tamamlayayım. akşama allah kerim artık.
cumartesi günü "erken gelicem, ayfuş'lara gidelim" diyen arda'ya kandık. sabah annemlerde kahvaltı ettikten sonra eve döndük. nisan uyudu. o uyurken ben de hazırlıklarımızı yaptım. sanki on gün tatile çıkıyormuşcasına nisan çantası hazırladım. kendi çantamızı hazırladım. alt tarafı bir gecen ayfuş'larda kalıcaz. neyse, hazırlandım ve evin babası, her yere zamanında yetişme ve söylediği zamanda söylediği yerde bulunma üstadı, biricik eşimi beklemeye başladım. nisan uyurken kitap okudum, nisan uyandı oyun oynadık, karnı acıktı yemek yaptım, yedirdim, mısır istedi ısıttım yedik beraberce, ayran istedi yaptım, içti.... baba hala ortalıklarda yoktu. nihayet geldiğinde günün "erken" olarak kastedilen kısmını zaten çoktan geçmiştik :) yola çıktık. dedeyi ve bobo'yu aldık. bekle bizi ayfuş biz geliyoruz derkeeeeen! hoooop, karşıyaka'dan çıkar çıkmaz nisan incem diye tutturdu. olmaz dedikçe boncuk boncuk yaşlar dökülüyor. istemeye istemeye aldım kucağıma, mutlu oldu. güle oynaya gittik ayfuş'lara. orada kendinden geçti resmen. babane orada, ayfuş orada, dedeler orada, mıstık orada.. kudurdu da kudurdu. sonraaaaaaaa.. sonrası fena oldu. uyku zamanı geldi. hadi bıcı yapalım sonra yatalım dedim. bıcı yaptı, başladım sallamaya. sıkıntılı oldu uzun sürdü ama neticede uyudu. rahat bir nefes aldım. fakat oda öyle sıcaktı ki anlatamam. bir de odanın balkonu aynı zamanda oturma odası ve mutfağında balkonu ve cümbürcemaat yemek yeniyor o balkonda. e, cam açık, balkondaki çatal, bıçak, tabak sesleri aynen odaya naklen yayın. dışarıdakiler konuşuyorlar, sesleri olduğu gibi odada. dedim ki uyudu ama yemeğimi yiyeyim, bulaşığa yardım edip bir duş alır hemen yanına yatarım. yanında benim olduğumu görünce rahat uyur diye. yemek yedim, daha bulaşığa yardım ederken "nisan ağlıyor" dediler, koştum odaya. bizimki yataktan inmeye çalışıyordu. hemen aldım ayağıma, sallamaya başladım. sallıyorum uyuyor, duruyorum uyanıyor. bu böyle bir saat devam etti. tamam uyudu dedim, ayağımdan bıraktım, arda'yı çağırdım. sen dedim beş dakika yanında dur, ben bir duşa gireyim, hemen yanına yatacağım. tamam dedi. ben duşa girdim, ağlama sesi gelmeye başladı. alelacele duşa aldım. fırladım yanına gittim. aldım yine ayağıma sallamaya başladım. ama bizimki gözünü kapatmıyor. şarkı söylüyor, alkış yapıyor, yarım saat geçti, baktım uyuyacağı yok. arda'ya hadi evimize gidelim dedim. o da sağ olsun hemencik kalktı. evimize döndük. yolda bizimki uyudu kaldı. eve geldiğimizde fosur fosur uyuyordu. sabah da ortalama bir saatte kalktı. ama o ortalama saatte biz uyanmak istemiyorduk ki. gözünü açar açmaz anne, baba diye yanında böğüren bir velet olunca, onun uygun gördüğü saatte uyanmak farz oluyor. kahvaltıya annemler çağırdı. kalktık gittik. hadi denize gidelim dediler. foça'ya gidelimle başlayan muhabbet çeşme'ye bağlandı. nisan uyuyup uyanınca hazırlığımızı yaptık çeşme'ye gittik. biraz geç çıktık tabi yola. ılıca ana-baba günüydü. burada denize girilmez hadi pırlantaya gidelim dedik. dalyan kavşağına geldiğimizde aklıma önder geldi. hemen aradım, dalyan'da nerede denize girilir öğrendim. sera beach'e gittik. deniz değil o ya! resmen havuz. soğuk değil sıcak değil. rüzgar yok, dalga yok.tertemiz bir su. diğer plajlara göre çok kalabalık değil. nitekim bizim gittiğimiz saatte geç bir saatti. gelelim nisan'ım su kuşuma. daha denizi görür görmez, bıcı bıcı demeye başladı. deniz kenarına inince de kendini suya atmaya çalıştı. babasıyla denize girdiler. zerre kadar korku, çekinme yok. oooh diye diye yüzdü. yarım saatten fazla belki denizde kaldık. oynadık, yüzdük. çıkmak istemedi. sonra kıyıya çıkınca da deniz kenarında kumla oynamak istedi. kovası, küreğiyle oyalandı. hava serinlemeye başlayınca, toplandık bindik dönüş yoluna çıktı. tabi dönüş için geç bir saatte çıktık. pazar günü bizim gibi günübirlikçilerin hepsi o saatte dönüşe geçince, trafik inanılmazdı. saat 9'a doğru yola çıktık. eve vardığımızda saat 12'ye geliyordu. nisan'ın uykusu yine bölündü. kucağımda uyuyakaldı. saatlerce o iki büklüm ben iki büklüm.. dönüş tam bir eziyetti yani. evin önüne geldiğimizde uyandı. tabi bu arada uyku öncesi ağlamaları, uyku arası mızıldanmaları yazmıyorum bile. eve çıktık, uyandı nasılsa diyerek, girdik banyoya. bir güzel yıkandı, rahatladı, sütünü içti. hoooop yatağa tekrardan. zor uyudu ama o uyuduğunda ben de bitmiştim artık. ertesi gün iş var. nisan uyuduğunda saat 12:45, duşa gir çık, yatana kadar saat oldu 01:20. bu gün de geberik gibi işe geldim.
allah'ım sen yardım et de bu günü sağ salim tamamlayayım. akşama allah kerim artık.
1.07.2013
aaaanan
hee ne bu değil mi? aaaaanan, ayran demek efenim. böceğin favori içkisi oldu. malum, milli içeceğimiz tayyör tarafından rakı yerine ayran ilan edilince, benim kız çapulculuktan istifa etti. sabah akşam aaaanan içiyor. taktı mı çok fena takıyor, kriz olarak, bomba gibi anlık gündemimize düşüyor. nasıl uyumadan önce süt krizimiz varsa, nur topu gibi bir de ayran krizi ekledik hayatımıza. gözümüz aydınnn :)
biz iki haftadır neler yapıyoruz? sıcaklarla boğuşuyoruz. fenalıklardan fenalık beğeniyoruz kendimize. daha deniz sezonumuzu açamadık. ona karşın piknik sezonuna tam gaz devam. önceki hafta Manisa Spil'e yapmaya karar verdiğimiz piknik, Kemalpaşa piknik alanında son buldu. dağa tırmanıp, geri dönmek zorunda kaldık inşaat çalışmaları sebebiyle. tabi nisan giderken değil de dönerken canıma okudu benim. çok sıkıldı, bana sardı. en sonunda kendimize piknik yapabilecek bir yer bulunca, saldım kuzuyu doğaya, format attı kendine.
bizimkinin yeme içme zevki sanki benden copy/paste yapılmış gibi. aynı benim gibi küçük bir meyve canavarı, aynı benim gibi tatlı yerine tuzlu tercih ediyor. aynı benim gibi ekşi taraftarı. aynı benim gibi darıya bayılıyor. darıyı keşfettik geçen hafta. ilk defa yedi ve bayıldı. hem de öyle tek tek ayıklıyayım da nisan yesin değil. aldı koca koçanı eline dişleye dişleye bitirdi. ama nasıl zevkle anlatamam.
çizgi film mischa ve finger family fanatizmimiz neredeyse bitti diyebiliriz. çok şükür kurtulduk. mischa aynı pepe gibi dünyanın en şımarık ve en kaprisli karakterlerinden biri. pepeyi izlemesine nasıl karşıysam, mischaya da öyle karşıydım. çünkü onu izledikçe, nisan da mischa benzeri hareketler yapmaya başlamıştı. kurtulduğumuz için sevinçliyim. şimdi disney seyrediyor sıklıkla. mickey'i çok seviyor. ve bir de hello kitty'e hasta. kitty'li çorap, kitty'li bardak, kitty'li top, telefon.. ne arasan var koleksiyonunda.
nisanın bizimle uyumasını nasıl sonlandırsak diye kara kara düşünüyorum ey ahali! malum büyüyor ve kapladığı alan artıyor. ayrıca havalar oldukça sıcak. iki buçuk kişi yatmak sıkıntı oluyor. benim için aslında problem yok da, ardacık artık alarm vermeye başladı. nisan sürekli babasında tarafa yatıyor. sağdan sola bir dönüşü, babasının burnunun, çenesinin dümdüz olmasına sebep olabiliyor. ya da gözünü açtığında nisan'ın ayağını, ağzının içinde bulabiliyor. ardacım zaten nisan'dan önce de ter deposuydu, şimdi nisan da onun dibine sokulunca çifte kavruluyorlar :) bulacağız bir çözüm, fikir verirseniz de fena olmaz hani :)
nisan'a lazımlık ve tuvalet adaptörü almıştım, buraya yazmış mıydım hatırlamıyorum ama.. ciddi ciddi tuvalet eğitimine başlama sinyalleri veriyordu nisan. çiş, kaka farkınlaığı üstü düzeyde diye lazımlık aldım. geçen hafta da denemelere başlandı. benim de şahit olduğum kaka operasyonunda, nisan kaka diyerek alarm veriyor. biz hemen lazımlığa oturmasını sağlıyoruz. lazımlıkta kısa bir süre oturduktan sonra kalkıyor, bakıyor "boş" diyor. herhalde yanlış alarm derken. bir koku geliyor burnumuza. veeeeee.. bir bakmışız nisan lazımlığın biraz ötesine kakasını yapmış. hedef şaşmış olsa da alarm vermesi doğru diyerek alkışlıyoruz. o da seviniyor :))
çocuğunun bokuna alkış tutan tek anne ben değilim, yalnız değilim değil miiiiii :)))
biz iki haftadır neler yapıyoruz? sıcaklarla boğuşuyoruz. fenalıklardan fenalık beğeniyoruz kendimize. daha deniz sezonumuzu açamadık. ona karşın piknik sezonuna tam gaz devam. önceki hafta Manisa Spil'e yapmaya karar verdiğimiz piknik, Kemalpaşa piknik alanında son buldu. dağa tırmanıp, geri dönmek zorunda kaldık inşaat çalışmaları sebebiyle. tabi nisan giderken değil de dönerken canıma okudu benim. çok sıkıldı, bana sardı. en sonunda kendimize piknik yapabilecek bir yer bulunca, saldım kuzuyu doğaya, format attı kendine.
bizimkinin yeme içme zevki sanki benden copy/paste yapılmış gibi. aynı benim gibi küçük bir meyve canavarı, aynı benim gibi tatlı yerine tuzlu tercih ediyor. aynı benim gibi ekşi taraftarı. aynı benim gibi darıya bayılıyor. darıyı keşfettik geçen hafta. ilk defa yedi ve bayıldı. hem de öyle tek tek ayıklıyayım da nisan yesin değil. aldı koca koçanı eline dişleye dişleye bitirdi. ama nasıl zevkle anlatamam.
çizgi film mischa ve finger family fanatizmimiz neredeyse bitti diyebiliriz. çok şükür kurtulduk. mischa aynı pepe gibi dünyanın en şımarık ve en kaprisli karakterlerinden biri. pepeyi izlemesine nasıl karşıysam, mischaya da öyle karşıydım. çünkü onu izledikçe, nisan da mischa benzeri hareketler yapmaya başlamıştı. kurtulduğumuz için sevinçliyim. şimdi disney seyrediyor sıklıkla. mickey'i çok seviyor. ve bir de hello kitty'e hasta. kitty'li çorap, kitty'li bardak, kitty'li top, telefon.. ne arasan var koleksiyonunda.
nisanın bizimle uyumasını nasıl sonlandırsak diye kara kara düşünüyorum ey ahali! malum büyüyor ve kapladığı alan artıyor. ayrıca havalar oldukça sıcak. iki buçuk kişi yatmak sıkıntı oluyor. benim için aslında problem yok da, ardacık artık alarm vermeye başladı. nisan sürekli babasında tarafa yatıyor. sağdan sola bir dönüşü, babasının burnunun, çenesinin dümdüz olmasına sebep olabiliyor. ya da gözünü açtığında nisan'ın ayağını, ağzının içinde bulabiliyor. ardacım zaten nisan'dan önce de ter deposuydu, şimdi nisan da onun dibine sokulunca çifte kavruluyorlar :) bulacağız bir çözüm, fikir verirseniz de fena olmaz hani :)
nisan'a lazımlık ve tuvalet adaptörü almıştım, buraya yazmış mıydım hatırlamıyorum ama.. ciddi ciddi tuvalet eğitimine başlama sinyalleri veriyordu nisan. çiş, kaka farkınlaığı üstü düzeyde diye lazımlık aldım. geçen hafta da denemelere başlandı. benim de şahit olduğum kaka operasyonunda, nisan kaka diyerek alarm veriyor. biz hemen lazımlığa oturmasını sağlıyoruz. lazımlıkta kısa bir süre oturduktan sonra kalkıyor, bakıyor "boş" diyor. herhalde yanlış alarm derken. bir koku geliyor burnumuza. veeeeee.. bir bakmışız nisan lazımlığın biraz ötesine kakasını yapmış. hedef şaşmış olsa da alarm vermesi doğru diyerek alkışlıyoruz. o da seviniyor :))
çocuğunun bokuna alkış tutan tek anne ben değilim, yalnız değilim değil miiiiii :)))
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


































































































