3.12.2012


kitap okuyor elleşmeyin


kitabın adı "küçük vakvak- renkler"



yatak koklaşması başlar :)





mandalin canazoru :))


temizlik yapılır


poz vermeye başlar





 buruna bibip


biraz da balık tutsun


pazar sabahı


ıtır bize azıcık oyuncak verdi de :)













önceki hafta sonunu telafi edelim bari

iyileşip, bin voltran gücüne kavuşunca, hafta sonunu nisan kuşuna adadık. cumartesi hava çok kötüydü. evden dışarı adım atmadık desem yeridir. ılık bir hava vardı ama çok rüzgarlıydı. bir market alışverişine gittik nisan, annem, ben, o kadar.
akşamına babane, dedeyi ziyaret ettik. kuzen nur'lar da geldi, nisan, nur'un oğullarıyla coştu iyice. cumartesi geceleri artık adet haline geldi, geç yattık hep birlikte. normalde nisancık saat 20.00, en geç 20.30 sularında sızar. ben geç vakite kalacağımızı bildiğimden ve o vakitte huysuzluk etmesin diye, gündüz uykusunu biraz erteliyorum.
yalnız, bu aralar 6. dişini çıkaran nisan kuşu uyku konusunda zor günler yaşıyor ve yaşatıyor. mesela geçen hafta perşembe günüydü yanlış hatırlamıyorsam, annem artık canı burnunda, nisan'ın bir türlü gündüz uykusunu uyumak istemediğini söyledi. neler yaptıysa olmamış. gözlerinden uyku akmasına rağmen yine de uyumak istemiyormuş. artık son çare, salona iplerle bir yatak salıncak yapıp, sallamışlar. saniyesinde uyumuş. yine mi dişe yoruyorsun dediğinizi duyar gibiyim. ama bütün bu olanlar niye hep diş çıkardığı veya diş çıkarma arifesinde olduğu zamanlara denk geliyor? normalde yapmadığı huysuzlukları neden bu zamanlarda yapıyor? başka bir ihtimal bırakmıyor bize.

huysuzlukları var ama güzel şeyler de var kızımda. hayali köpeğimiz var. adı bobo :) bobo,bobo diyip duruyor. havhavhav yapıyormuş. kendi resimlerini görünce beeeebi diyor. o kim diye sorduğumuzda kendini gösteriyor. geçen hafta anni dedi. iki kere söyledi. bir daha da tekrar etmedi :) olsun ya, dedi yani netice de. mutluyum :))

neyse, pazar gününe devam edelim. pazar sabah uyandık, oraya mı gidelim buraya mı derken ikea'ya kahvaltıya karar verdik. oradan da bir yerlere geçeriz nasılsa dedik. çıkmadan nisan'a kahvaltısını yaptırdık . tabi onunla kalmadı, ikea'da yumurta yedi, ekmek yedi, salatalık yedi, onu yedi, bunu yedi. bu aralar ciddi ciddi eskiden yemekte zorlandığı şeyleri lüpletiyor. eline cicibebe veriyorsun mesela, eskiden minnak minnak parçalar koparır 4 tane dişiyle yemeye çalışırdı. şimdi 3 lokmada cicibebe bitiyor. deli gibi mandalin yiyor. armut'a bayılıyor. ve birde bu aralar yürüdü yürüyecek sınırlarında. bir kere kendi başına ayakta duruyor hiç bir yere tutunmadan. elimizi tutup yürümek istiyor sürekli. ve cumartesi akşamı denedik. çok dengeli olmasa da kendi başına bir kaç adım attı. artık fırtına gibi esmek için alt yapı yapıyor kendine. sürekli kapakların ve çekmecelerin başındayız birlikte. o açmaya ben kapatmaya uğraşıyorum :) şekerim benim yaa :)) ee ne diyorduk? evet, pazar günü yine hava kötüydü. nisan hanımın ikea'dan çıkıp park bornova'ya gittiğimizde mızıldamaları başlamıştı. uyku çöktü üstüne. onu park bornova'daki oyuncaklara bindirecektik. onu bile yapamadan, bir iki dükkana( ki dükkanlardan biri barçın'dı. aklınızda olsun barçın'ın outlet'inde bebek ve çocuk ayakkabıları inanılmaz ucuz. gidin, görün derim.) girip evimize geri döndük. sütünü içip hiç sorun yaratmadan hemen uyudu. iki saat sonra resetlenmiş bir şekilde kaldığımız yerden kudurmaya devam ettik tabi. oyunlar oynadık, yemeğini yedi küçük sıpa daha da enerji geldi. koltuklara tırmandı, bir koltuktan diğer koltuğa geçti, sonra yerdeki oyun yorganına kafa üstü dalış yaptı. biz hiç tepki vermeyince ağlamadı da. orayı kurcaladı, burayı kurcaladı. bir oyuncakla toplamda üç dakika bile oynamadı. sürekli "eh,eh" diyip başka bir oyuncağa geçti. sonra beraber salata yaptık diyemeyeceğim. ben yaptım o beni izledi. zaman aktı geçti. deli gibi uykusu geldi. cuppa yatak yaptık.


bu pazar yine üçümüz beraberdik ve böyle çok güzeldik :)
































öyle bir hastalık ki

sormayın sormayın, geçen hafta yazamadıysam bir sebebi var elbet. rezilliğimiz çıktı ailecek. geçen cumartesi değil ondan önceki cumartesi yanii tarih 24 kasımı gösterirken, annem, babam, nisan ben hadi cumartesiyi boş geçirmeyelim bir optimum yapalım dedik. iyi oldu, güzel oldu ama ne olduysa akabinde oldu. optimum'da dolaştık, gezdik. hatta emel ve ali rıza'yla karşılaştık, ayak üstü sohbet muhabbet falan derken, nisan'ın uykusu geldi geri dönelim dedik. malum bizim kız öyle her yerde uyuyamaz. ayrıca iki gün öncesinden nisan'da ishal başlamıştı. önemsemedik, geçer dedik, diş çıkarıyor ya ona bağladık. optimum'da balkabağım ööööyyyle bir doldurmuş ki altına, boynuna kadar nerdeyse, tamam dedik bu kadarı adam olana fazla bile, eve geri dönüşe geçtik. buraya kadar her şey yolunda en azından bizim açımızdan. eve geldik nisan uyudu uyandı, arda geldi bizi aldı, babane'ye gittik. yemek yendi, geç vakit oldu kalktık evimize döndük. fakat arabadan inerken benim karnımda bir sancı allah alllaaaaah, geldi ve geçti. gazdır dedim. eve girdik nisan uyudu, arkasından biz de yattık. saat 3.30'da başladı şenlik. midemde kramplar, bağırsaklarımda kramplar, mide bulantısı, kusma.. bu böyle bir silsile halinde sabahı sabah ettim. her tarafımda sanki ağır grip olmuşum gibi ağrı, kaslarım, eklemlerim sızım sızım sızlıyor. sabah oldu, arda bana böyle olmayacak annenlere gidelim en azından ben orada seninle ilgilenirim onlarda nisan'la dedi. tamam dedim. zaten hiç bir şeye hayır diyecek halim yok. git balkondan at kendini ağrıların, kusmaların geçecek deseler gidecem atacam kendimi o derece sürüngen moddayım. neyse, pijamalarımı bile çıkarmaya dermanım yok, geçirdim üzerime bir mont, doooğruca annemlere gittik. kapıyı açtık, babam geldi, ben berbatım dedim babama, o da "aaaaaaa, annen de bütün gece kustu, hasta, bende de hafif ishal var" dedi. aa içeri bir gittim annem inim inim inliyor. girdim yattım yanına. nasıl bir sinirlerim bozulduysa artık, annem inledikçe ben gülüyorum, kendi halime gülüyorum, ikimiz yatak döşek yatıyoruz ona gülüyorum. annem bana gülüyor :)) babam halamı aradı, halam geldi, ilaç getirdi, kahvaltı hazırladı. tabi bir lokma bile yiyemiyoruz. ben yedim mi kramp giriyor, annem yedimi gidip kusuyor falan. bir kaç saat böyle geçti. bir kaç saat sonra ben içeride yatmaktan sıkıldım, oturma odasına gittim, orada uzandım. baktım arda'nın rengi gitti gidiyor.com. ben kötüyüm, midem bulanıyor böyle öne doğru eğilince dediiiiiii ve koştur koştur tuvalete.. haydiiii, arda da oldu mu bizim gibi. bir ben, bir annem, bir arda tuvaleti ziyaret ediyoruz. hatta bir ara annemle ele tutuşup gittik beraberce :)) allah'ım gülmek istemiyorum ama olaylar aynen böyle oluyor.

ben biraz daha kendimi toparlamaya çalışıyorum arda da kötü olunca nisan babama kaldı resmen. dedim bu böyle olmaz, biz en iyisi annenlere gidelim. orada en azından nisan'la ilgilenirler biz de yatarız. iyi mi? iyi. hadi kalktık gittik. ardacım yazık o kadar kötüydü ki, kendimi geçtim(tırsaklıktan) onun için bari dedim, karşıdaki polkliniğe gidelim. bir serum verirler iğne yaparlar, kendine gelirsin. zar zor ikna ettim. gittik polkliniğe, acil doktoru demezmi serum veremiyoruz. prosedürümüzde yok, offf dedim ya neden geldik o zaman? o da durumunuz belli size iğne yapayım, en azından şikayetleriniz azalır dedi. "ben olmam, iyiyim ben, arda olsun" dedim. arda iğnelerini olurken bana bir fenalıklar geldi anlatamam. kalbim güm güm çarpıyor. ciğerlerim sıkışıyor sanki, başım dönüyor, içim bulanıyor. ben çok kötüyüm dedim. tansiyonunuza bakalım hemen dediler. hemşire ölçüyor, tansiyonumu alamıyor, bu arada ben yerim de duramıyorum, bayıldım bayılıcam. hemşire normal tansiyonunuz kaç dedi, 10-6  dedim. doğru mu ölçüyorum bilmiyorum ama bu baya düşük dedi. kaç dedim, 5-3 dedi. duyduuuum ve ben daha da fena oldum. hemen yatırdılar, prosedürde serum olmayan poliklinik hemen serum bağladı, içine de iğneyi salladı. kıyamam sevgilim zaten kendisi berbat, ben uzanıyorum orada bir yatakta o da kıvrıldı ayak ucuma, kapadı gözlerini, benim saçma saçma konuşmalarımı dinliyor. ben tabi her zamaki gibi, bitmicek mi bu? oooo uzun sürer şimdi, ne kadar kaldı arda? offf çok sıkıldım ben, çıkalım burdan artık, bak bitti, söyle çıkarsınlar bu iğneyi kolumdan, nasıl bayılıyodum dimi? cırcırcır konuşuyorum, söyleniyorum. o da kısa cevplar veriyor. en sonunda bitti çıktık, ama biz de bittik resmen. eve gittik, nisancık babane ve dedeyle oyalanıyor. biz de girdik yattık, ikimizde derin derin uymuşuz. ben uyandığımda bitkindim ama bariz bir şekilde daha toparlamıştım. arda'ysa hala sınırlardaydı. ne iyi ne çok kötü. o gece orada kaldık. ertesi gün çok daha iyiydik ikimiz de. ben de işe gitmedim, arda da gitmedi. o gün nisan kuşumu parka götürdüm, kıyamıyorum ya ona da bir taraftan. bir pazar günü var üçümüzün geçireceği o da hastalıkla geçti. neyse böylelikle onun da gönlünü yaptım biraz olsun.