daha uzun zaman geçmeden üzerinden yazmalıyım eylül'ün son iki haftasını. iki hafta öncesine dönelim. neler yaptık, nisan ateş'ten kurtuldu, iştahı iç güveysinden hallice oldu. hafta su gibi geçti. cumartesi oldu, doktor kontrolü vardı. boğaz da bir sorun yok. boyu uzamış, kilo almış, kafası büyümüş, artık bizim yediğimiz herşeyi (bir kaç bir şey dışında, mesela hala bal yok, çilek yok ki zaten mevsimi değil, patlıcan yok..) tuzsuz olmak kaydıyla yiyebilir. mesela artık bebek yoğurdu yemeyecek. normal yoğurda geçtik, peynir de labne değil, suda bekletilip tuzu alınmış peynir yiyebilecek. falan filan.. bunun dışında hala yürümüyor. ama uzun zamandır yaptığı gibi koltuğa tutunup ayağa kalkıp sıralıyor. emekleme zaten ışık hızında. her şey dede, ama en başta babam dede. gece uyanır gibi olduğunda bile dede diyor. baba diyor, aç, ver, çiçi(çiçek), aaada(arda), bazen ceeğeen(ceren). kelime haznesi şimdilik bundan ibaret. ver dediğim şeyi veriyor, al dediğimde alıyor. gözünün, kulağının, ağzının, burnunun, dilinin yerlerini gösteriyor. sürekli takipte, yaptığımız her şeyi taklit ediyor.
cumartesi doktor ziyaretimizden sonra çarşıya gittik üç nesil kızlar olarak. bir kaç işimiz vardı, biraz da dolandık, kahve keyfi yaptık derken akşam oldu zaten. kısa bir babane ziyareti yaptık. evimize döndük.
pazar sabah erkenden iş başı yaptık minnakla. ne yapsak diye düşünürken hadi ikea'ya kahvaltıya gidelim dedik. olur, olmaz, uykusu var, olsun uyur orda, yok uyumaz derken en sonunda amaaan en fazla ağlar zırlar kriz moduna girerse eve döneriz dedik ve yollandık. bizimki çok uykusu geldiğinden yolda mızmız yaptı, uyur gibiydi, biraz daha dolanalım belki uyur dedik ama uyumadı. uyumayınca biz de içeri girmeye karar verdik. ardacım tatlım kahvaltılarımızı alırken biz de nisan hanımla yer beğendik, yerleştik. babası meyve suyu almış, bizimkinin gözü onda, plastik şişeyi kemirecek ya, babası da verdi eline. dındııııın! şişenin üzerindeki etiketin bir kısmını (ki sert bir plastikten yapılmış etiket bu) nisan hanım kemirirken koparmış yutmuş. fakat zannımca dilinin üstüne yapışmış ve biz farkında değiliz. ben de kahvaltıma başlamıştım. ekmeğimden biraz kopardım ve nisan'ın ağzına verdim. bizimki öksürmeye başladı, öksürük öğürmeye dönüştü ve biraz kustu. aaaa n'oldu öyle, sen ekmek seversin ya! falan derken bir öğürme silsilesi başladı arkasından malum her yer kusmuk içinde. onun üstü başı, yerler, bizim avuçlarımız... aaa bir de baktık kusmuğunun içinden yuttuğu o plastik parça çıktı. ekmekten kusması imkansız, her zaman yediği şey çünkü. suçlu ortaya çıktı işte. neyse, onu paniğe sokmadan( çünkü zırılzırıl ağlamaya başladı), aa tamam geçti, falan fıstık dedik. babası enkazı toparlamaya çalışırken ben de kuzuyla üst baş değişimi için bebek bakım odasının yolunu tuttum. üstünü değiştirip döndük. kahvaltımıza devam ettik kaldığımız yerden. kuzucumda evden çıkmadan yediği kahvaltısının hepsini kustuğu için süte talim tabi.
daha sonra ikea'da dolandık biraz. oradan çıktık, artık deli gibi uykusu geldi. aldım kucağıma yatırdım. pişşş pişşş diye diye salladım salladım, üç dakika içinde bayıldı kucağımda. hemen yatırdık arabasına ve tam iki saat arabasında uyudu. biz de uyanmasın diye tam iki saat ikea'yı tavaf ettik. uyandı, öğle yemeğini yedi. avm günümüzdeyiz ya o gün, hadi kalktık bir de çiğli kipa'ya gittik. gerçi gitmemizin sebebi arda'nın ayakkabılarını değiştirmekti ya neysee. o hafta sonu öyle geçtiii.
gelelim geçen haftaya. geçen hafta başında nisan nezle oldu. hayat bizim için kabusa döndü. özellikle ilk üç gün uykuları berbattı. burnu tıkalı, nefes alamıyor. vızvızvız bütün gece ağlar durur. burnundaki sümükleri çekmeye çalışırsın otribebe'yle istemez yine vızvızvız. iyi okyanus suyu sıkayım bari dersin, istemez yine vızvız. 4. gününde geçti gibi oldu, ertesi günü yine burun akıyor falan. bak işte o gün bu gün, çocuğun burnu hala tıkalı, zaman zaman akıntı devam ediyor. bu cumartesi allahtan doktor muayene edecek. bu kadar zaman neden geçmediğine bir yorum getirecektir tahminim.
geçen cumartesi evdeydik gündüz, akşam üstü annem, nisan, arda ve ben bir çarşıya gittik. onun dışında bir aksiyon yoktu. pazar ise süperdi :) kuzen ıtır'larla beraber sasalı'daki doğal yaşam parkına gittik. nisan oksijen komasına girdi. yeni yeni hayvanlarla tanıştı. bir çoğu hiç ilgisini çekmedi. ama keçiler, tavşanlar, midilli'nin olduğu yer acayip hoşuna gitti. keçiler "meee"ledikçe, bizim ki de "meee"ledi. balık havuzuna bayıldı resmen. değişik ve çok güzel bir gün oldu onun için de bizim için de. açık hava, bol oksijen, güneş derken akşam evde bayıldı yavrucak. müthiş bir uyku çekti. e tabi biz de :) fotoğraf konusuna yarın gireceğim a dostlar. şimdilik bu kadar :)